CHP’de ‘anlam kayması’…

Ana muhalefet siyaseti, bir süredir Türk masallarının girizgâhını andıran döngünün içinde: “Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Dönüp arkalarına bakmışlar ki, bir arpa boyu yol gitmişler...”

Hukuki, siyasi ve pekâlâ iletişim açısından yaşanan kaosun temelinde derin bir problemin yattığı tespit edilebilir: Mana Yönetimi Krizi.

Bir kere, hukuken ne kadar haklı olursanız olun, eğer algıyı yönetemiyorsanız o haklılığın altında ezilebilirsiniz. Ayrıca, son yıllarda akademik dünyada tartışılan “Koordineli Anlam Yönetimi” (Coordinated Management of Meaning) kavramı burada da gündemdedir. Kısaca mana yönetimi (Bkz. Simon Sinek, Reason of Existence) diyebileceğimiz alanda bir kayma yaşanıyorsa, o yapının acilen fabrika -default- ayarlarına dönmesi yerinde olur.

Bugün sokağa çıkıp “CHP denince aklınıza ilk ne geliyor?” diye sorulsa, alınacak yanıt hiçbir gerçek CHP’liyi tatmin etmeyebilir. CHP, kurucu manasından uzaklaşmış, hukuki ve siyasi bir kaos sarmalına sürüklenmiş gibi gözükmekte. (Bkz. Kılıçdaroğlu’nun kitlelerden özür dilediği itirafları).

Bu kaos ortamında CHP’de kapışan iki yöneticinin siyasi iletişim performanslarına bakıldığında ise ciddi hatalara rastlamak mümkün.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na sormazlar mı, “Öz eleştiri yapmak neden aklınıza bu kadar geç geldi?”, “Ortaya attığınız FETÖ, hain, pavyon masası türü suçlamaların altını doldurmaz, isim ve kanıt getirmezseniz, bunlar size ‘yol, su, elektrik’ olarak geri dönmez mi?”

Sayın Özel’in de iletişim konusunda âdeta yatacak yeri yok. Hakkında şaibeler, yürüyen davalar olan belediye başkanları ve yöneticiler için “Bütün şahsi namusumla kefilim” diyerek keskin bir hüküm cümlesi kurmak, bir siyasetçi için son derece tehlikeli bir taahhüt değil midir?

Ayrıca, mahkeme kararlarını “Yok hükmündedir,........

© Yeni Şafak