“Almaya değil, birlikte büyümeye geldik”

Batı’nın sömürgecilik (kolonizasyon) mantığı basittir: Gittiğin coğrafyanın yer altı kaynaklarını çek al, dilini unuttur, dinini değiştir, geride kendine bağımlı bir elit tabaka bırak ve onlar vasıtasıyla ülkeyi yönet. Bize okulda “kâşif” diye yutturulan Macellan, Vasco da Gama, Kristof Kolomb gibilerinin silahla ve her türlü şiddetle ele geçirip sömürgeleştirdikleri ülkeleri bekleyen kader buydu.

Oysa, Asya-Avrupa-Afrika ile bu üç kıtanın kesişim noktası olan Doğu Akdeniz Havzası’nı yüzyıllar boyunca kontrol altında tutmuş Osmanlı’nın yönetim felsefesinin temelinde gönül alma, adalet ve hoşgörü politikası yatıyordu, ‘müstemleke kültürü’ değil. Yine bize okulda dayatıldığı gibi, Osmanlı kesinlikle bir imparatorluk değildi; kendisini Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye, Devlet-i Ebed-Müddet, Memâlik-i Mahrûsa-i Osmaniyye gibi ifadelerle tanımlıyordu.

Osmanlı, ulaştığı coğrafyaları ‘sömürge aracı’ değil, birer emanet ve mülk olarak görmüştü. Yerel halkın diline, dinine, geleneklerine dokunmamış; tam tersine onları koruma altına almıştı.

Sömürgeci olmayan bu geçmiş, bugün Türk dış siyasetinin önüne kırmızı halılar serilmesini sağlayan en büyük itibar kaynaklarından biri olarak görülebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen strateji, “Biz buraya almaya değil, birlikte büyümeye geldik” mesajıyla somutlaştırılmıştır.

Tanzanya ve Etiyopya’da milyarlarca dolarlık devasa demiryolu projelerini Türk müteahhitlerinin üstlenmesi, hem Batı’nın hantal ve sömürgeci firmalarına karşı Türkiye’nin hızlı, etkin ve adil ortak algısını perçinlemiş hem de karşılıklı büyük bir ekonomik kazanç kapısı açmıştır.

Afrika politikası kapsamında Nijer de Türkiye’nin Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki en kritik stratejik, ekonomik ve diplomatik ortaklarından biri hâline geldi.

Türkiye, 2011’deki........

© Yeni Şafak