“Büyük Etki Alanları” yarışı başladı!

Ortadoğu ve Latin Amerika’nın kaderleri “Soğuk Savaş” döneminde olduğu gibi bugün de biribirine bağlanıyor. 1953’te ABD ve İngiltere’nin ortak darbesiyle İran’da oluşum halindeki parlamenter demokrasinin boynu vuruldu. İran’ın seçimle gelen Başbakanı Musaddık bu darbeyle tasfiye edildi. Tacını ABD ve İngiltere’ye borçlu olan Şah İran’ı despotça yönetti.

Keza 1973’te Şili’de, Musaddık gibi seçimle iktidara gelen Salvador Allende ABD’nin organize ettiği bir askeri darbeyle devrildi. İran’ın petrolleri, Şili’ninse zengin bakır madenleri vardı. Musaddık petrolü, Allende ise revaçta olan bakır madenlerini millileştirmişti. Güya ABD bu uğursuz darbeleri İran ve Şili’nin Sovyet etkisi altına girmesini engellemek için yaptırmıştı.

Bugün “Sovyetler Birliği” yok. Sovyetler’in yerini ABD’nin ‘varoluşsal tehdit’ olarak gördüğü “Çin” aldı. Amerikalı şahinlere ve Neoconlar’a göre Venezuela ve İran’ın Çin ile ilişkisi ABD’nin çıkarlarını tehdit ediyor. Trump’ın “Monroe Doktrini”ne getirdiği yeni yorum ise Batı yarımküresi üzerinde ABD’nin egemenliğinin kesin bir şekilde tesis edilmesini içeriyor.

“Trumpist Monroe Doktrini”nin ilk kurbanıysa Venezuela oldu. Trump’ın İran’a askeri müdahaleden ise son anda vazgeçtiği söyleniyor. Kimi analizcilere göreyse İran’a müdahale seçeneği masada. İran’a müdahalenin bölgede kaosa yol açmasıysa kaçınılmaz görünüyor.

Venezuela’yı yönettiğini söyleyen Trump’ın sıradaki hedefiyse Grönland. Trump, Grönland’ı ele geçirmesine itiraz eden NATO’da müttefiki sekiz........

© Yeni Şafak