Atatürk'ün gençliğe hitabesini okuduğunuz zaman Türkiye Cumhuriyetini neden gençlere emanet ettiğini daha iyi algılarsınız.

60-70'li yaşlar pek güvenilecek yaşlar değildir.

Giderek enerjinin bittiği, düşüncenin kısaldığı, bencilliğin başladığı yaşlar olarak görülür.

Enerji kalmadığı için bu yaşlarda hiç kimse yeni bir hayat kurmanın veya yaşama yeniden başlamanın özlemini duymazlar.

Yorgunluk hissi çoğalır, daha tutucu davranmak; tehlikeye atılmadan yaşamak isterler. Yemeğin yağlı tarafını, bulunduğu yerin en güzel mevkiini seçmeye başlarlar. Çocuk yapıp onu büyütme cesaretini bulamazlar, bulsalar da askerliğini veya gelinliğini görüp göremeyecekleri konusunda endişeleri vardır.

Bu yaşlardan sonra iş kurmak, çalışma hayatına atılmak da istemezler.

Genel olarak arzu ve istekleri bir deniz kenarında veya bir dağın yamacında küçük bir kulübede huzur içinde yaşamak, sessizliğin kucağında uyumak ve güneşin ısıttığı saatlerde uyanmaktır.

Tabii bu bizim ülke şartları için geçerli değil.

Kaç yaşına gelmiş olursanız olun, para kazanmak ve geçim koşullarına uyum göstermek zorundasınız. Aldığınız maaş yetmez. Arabanız varsa onu yenilemeniz mümkün değildir. Yahu şöyle dünya gözü ile bir vapur gezisi yapıp, Avrupa'yı görelim deseniz ya karınız ya da kocanız ölmüştür. İçinize sinmez. Bir de fiyatları görünce bu benim "kefen param olsun" diyerek harcamaktan korkarsınız.

Kısacası, kendinizi kendi içinize gömersiniz…

***

Rahmetli annem ile en büyük kavgamız onun evden çıkmak istememesi idi. Doktora gitmez, doktorunda ona gelmesini istemezdi. Bazen heveslenir çocukluğunun geçtiği, sonradan sağlıklı iken bir iki defa gittiği köye özlem duyar, onu da hep bir sonraki yaza ertelerdi.

Sonunda o yazlar bitti.

Ne köye gidebildi, ne sokağa çıkabildi. Sağlıklı bir biçimde yaşarken öldü.

Onun yaşındakilerin TBMM'de görev yaptığını söylediğimde "Onlarla biz bir miyiz?" derdi.

Ben oldum olası yaşlılığı akıl hastalığı ile bir tutmuşumdur.

Çünkü beden yaşlanır ama aklın kolay kolay yaşlanacağına inanmam. Rahmetli, bundan kırk sene önceki olayları dün gibi hatırlardı. Bizler onlardan sonraki nesiller olarak on yıl önceki olayları hatırlamakta zorlanıyoruz.

***

Siyasette yeni bir seçime hazırlananların yaş ortalamasına baktığınızda çoğunun 50 hatta 60 yaşın üzerinde olduğunu, yerlerine aday olarak gençleri yetiştirmediklerini görüyoruz.

Yaşam boyu elde edilen tecrübeyi eğer sır gibi saklar, gençlere aktarmaz, 'bir gün bana yine lazım olur' derseniz her şey sizinle beraber yok olur gider. Oysa paylaştığınız her şey siz ölseniz bile ondan yararlananlar tarafından yaşatılır, isminiz anılır.

Gelelim gençlik meselesine…

Türkiye'de siyasetle ilgilenen gençlik kesimi ilginç bir profil çiziyor. Ailesinde daha önce politika sahnesinde yer alanlar varsa, bu konulardan bir ikbal beklemedikleri, ailenin ihmal edildiğini gördükleri, yalan ve dolanın çok olduğunu gördükleri gerekçesi ile uzak duranlar; mahkemelerde süründükleri için ilgilenmeyenler, bu işle uğraşanlara güvenmedikleri için karışmayanlar çoğunlukta.

Onların yerine bu işe heveslenen gençler ise daha çok kendi çıkarlarını korumak, geleceklerini teminat altına alma derdindeler.

Gerçek anlamda vatana hizmet etmek isteyenler ise azınlıkta.

Oysa Atatürk; o dönemlerde bugün içine düştüğümüz durumları hissetmiş olacak ki, gençlere önem vermiş ve emaneti gençlere teslim etmiş.

Bunun ne kadar doğru olduğunu konuşup tartışmaya bile gerek yok.

Ancak ailesinden feyz alanlar, siyasetçi bir babanın evladı olarak yetişenler Türkiye'nin gerçek sorunlarının farkına varabiliyorlar.

Zaten evden çıkarken "Ben politikacı olmaya gidiyorum" diyerek siyasete atılmak gibi bir şansınız yok.

Ancak gerçek olan; Türkiye cumhuriyetinin kendini iyi yetiştirmiş, dünyanın gidişatından haberdar olan ve ders alan gençlere ihtiyacı olduğu bir gerçek. İki kelimeyi bir araya getiremeyen, önündeki yazılı metni okumaktan aciz, sadece kendi bildiklerinin doğruluğunu savunan yaşlı politikacılara ihtiyacı yok.

Hüseyin Baş, etrafına neden gençleri topluyor sorusunun cevabı olsa olsa budur.

Gençlerin önünü açan, onlara tecrübe ve birikimlerini aktaran eski politikacılara selam olun.

Her zaman iyilikle ve güzellikle anılacaklardır.

QOSHE - Gençliğin gücü adına! - Taner Tümerdirim
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Gençliğin gücü adına!

8 2 1
25.10.2022

Atatürk'ün gençliğe hitabesini okuduğunuz zaman Türkiye Cumhuriyetini neden gençlere emanet ettiğini daha iyi algılarsınız.

60-70'li yaşlar pek güvenilecek yaşlar değildir.

Giderek enerjinin bittiği, düşüncenin kısaldığı, bencilliğin başladığı yaşlar olarak görülür.

Enerji kalmadığı için bu yaşlarda hiç kimse yeni bir hayat kurmanın veya yaşama yeniden başlamanın özlemini duymazlar.

Yorgunluk hissi çoğalır, daha tutucu davranmak; tehlikeye atılmadan yaşamak isterler. Yemeğin yağlı tarafını, bulunduğu yerin en güzel mevkiini seçmeye başlarlar. Çocuk yapıp onu büyütme cesaretini bulamazlar, bulsalar da askerliğini veya gelinliğini görüp göremeyecekleri konusunda endişeleri vardır.

Bu yaşlardan sonra iş kurmak, çalışma hayatına atılmak da istemezler.

Genel olarak arzu ve istekleri bir deniz kenarında veya bir dağın yamacında küçük bir kulübede huzur içinde yaşamak, sessizliğin kucağında uyumak ve güneşin ısıttığı saatlerde uyanmaktır.

Tabii bu bizim ülke şartları için geçerli değil.

Kaç yaşına gelmiş olursanız olun, para kazanmak ve geçim koşullarına uyum göstermek zorundasınız. Aldığınız maaş yetmez. Arabanız varsa onu yenilemeniz mümkün değildir. Yahu şöyle dünya gözü ile bir vapur gezisi yapıp, Avrupa'yı görelim deseniz ya karınız ya da kocanız ölmüştür. İçinize sinmez. Bir de fiyatları görünce bu benim "kefen param olsun" diyerek harcamaktan korkarsınız.

Kısacası,........

© Yeni Mesaj


Get it on Google Play