Denizci gençler yetiştirmek zorundayız
Karayollarındaki kaosa ve kazalara alıştık. Denizde meydana gelen küçük kazalar da basının pek umurunda olmadığı için vah, vah deyip geçiyorduk. Ancak bir hafta içinde üst üste iki deniz kazası olunca, kazaların boyutları da gazete sayfalarını aşınca ülkenin gündemine oturdu. Bunlara münferit olaylar gözü ile bakmak mümkün değil elbette.
Üç yanımızın denizlerle çevrili olduğunu söyleyenler, deniz ticaret filomuzdaki gemilerin sayısal ve cisimsel büyüklüğünden bahsedenler ne yazık ki bu filolara eleman yetiştiren amatör ve profesyonel çabaları görmezden gelmeye devam ediyorlar. Bu filoları kontrol etmek, denize uygunluk belgesi almak, sefere çıkarken gerekli izinlerle ilgili evrakları doldurmak, gemi sicillerini tutmak için oluşturulmuş birimler ellerindeki imkânlar ile elbette görevlerini yapmaya çalışıyorlar. Denizcilikte denetim zor bir mekanizmadır ve teferruat içerir.
Ancak ülkemizde bürokrasi öyle bir şey ki sizin asıl yapmakta olduğunuz işle değil, hazırladığınız evrakların düzeni ile ilgilenir. Zamanında iyi görüştüğüm bir liman başkanı bana kendisinin coğrafya öğretmeni olduğunu, bakan yakını olduğu için liman başkanı olarak tayin edildiğini, denizcilikten hiç anlamadığını, işinin sadece önüne gelen evrakları imzalamak olduğunu itiraf etmişti.
Onca yüksek denizcilik okulu mezunu dururken, torpil ile birilerinin göreve geldiği durumlarda, yasanın istediği, mevzuatın yeterli bulduğu evrakları doldurmanın deniz üstündeki olaylara bir yararı olmuyor. Denetimlerde de sizin deniz üstünde ne yaptığınız değil, evraklara bakılıyor. Bunun ne gibi bir faydası olduğunu hep düşünmüşümdür. Ucuz iş gücü, olumsuz koşullar, zor görevler nedeni ile gemilerde çalışanların profili ise oldukça ürkütücüdür.
Bir kıyı ilçemizde okullarda tarama yapmış, öğrencilerin yüzde kaçının yüzme bildiğini araştırmıştık. Sonuçlar son derece düşündürücü çıkmıştı. İlçenin spor müdürü alınan........
