İzcilik çalışmaları bizim için eski hastalık…

50 yılı aşkın bir süredir uğraşınca insan ne bırakabiliyor, ne de olaylara seyirci kalabiliyor… Bizim için neden bu kadar önemli olduğunu düşününce de pek çok cevap buluyorsunuz.

Son 20 yılı bizim gibi eski izci çalıştırıcıları "kayıp yıllar" olarak ilan ettiler. Çünkü bu süreçte izcilik teşkilatı iktidarın Müslüman bir gençlik yetiştirme amacına hizmet etmek üzere örgütlendi. Evrensel yapısını, kurallarını, yenilerin eskilere olan saygı ve sevgisini, bir sürü tesisini ve eğitim metodunu kaybetti. Ayni ülkede düşman yapılar oluşmasına neden oldu.

Geçtiğimiz gün Uludağ İzciliğinde beraber yola çıktığımız, bugün önemli bir holdingde yöneticilik yapan, şu sıralarda da kanser illeti ile mücadele eden, savaşı kazanmasını dilediğimiz eski bir izci kardeşimizle beraber olduğumuzda aramızda ilginç konuşmalar geçti. Bu pek çok eski izcimle yaptığım ne ilk ne de son konuşmaydı.

Ağlamaklı bir ses tonu ile kendisine izciliğin çok şey kazandırdığını, hayattaki başarısını 70'li yıllardaki izcilik beraberliğimize borçlu olduğunu, onu izcilikle tanıştırdığım için gıyabımda bana binlerce teşekkür ettiğini söyledi. Kendisinden sonra gelen kuşağın bunu yaşayamamış olmasından duyduğu üzüntüyü belirtti.

Doğruydu. İzcilik konusunda başlattığımız tüm iyi ve güzel girişimler ne yazık ki başarılı olamamış, girişimler hep yarım kalmıştı. Uludağ İzciliğini 22 yıl başarı ile yürütmemize rağmen dikili bir ağacımız olmamış, deniz izciliği konusundaki 10 yıllık çabamıza rağmen bir deniz izci merkezini yaşatamamıştık.

Güzelin her zaman bir düşmanı olur derler ya.

Her neyse.

Benim merak ettiğim husus biz bu çocuklara ne yapmıştık ki, yaşamlarında bu kadar derin izler bırakmıştık? Asıl sorgulamamız gereken nokta buydu.

Bana göre biz onlara sadece doğa denilen büyük öğretmenin kapısını aralamıştık. Ağaçları, kuşları, toprağı, taşı, dereyi, rüzgarı, yağmuru, dağı, ormanı, denizi, balığı kısacası yaşamı ve yaşayanları görmesine aracı olmuştuk.

Onlara çadır kurmasını, ateş yakmasını, kendi yemeklerini kendilerinin pişirmesini, açık havanın güzelliklerini anlatmış; okulda tavan arasında bulduğumuz Nuh nebiden kalma tahta kayakları kullanmasını; kendilerine karda yürümek için hedik yapmasını, tipi ve fırtınada ne yapmaları gerektiğini öğretmeye çalışmış, yelken takılan eski bir sandalda rüzgarı kullanmasını; dağdaki tahta barakalarda nasıl yaşanılacağını öğretmiştik. Daha doğrusu biz izcilik yeteneklerini geliştirmeye çalışmıştık. Oysa bu arada genç insanlar birlikte yaşamayı, yardımlaşmayı, arkadaşlığın ne büyük değer olduğunu da öğrenmişler, hayatın inceliklerini kavramayı başarmışlardı.

"Yaşam; korku ile değil cesaretle göğüslenmeli" kuralını esas almışlardı. Karşılaşılan her hangi bir zorlukta 'mümkün değildir' cümlesinin sonundaki 'değildir'e tekme atmalarını, başarıncaya kadar direnmeleri gerektiğini anlatmıştık.

Bugün biliyoruz ki, yağmurun korkunç bir şey olmadığını, karlı bir ormanda yürürken yol bulunabileceğini, kirleneceğim diyerek çamurdan çekinmenin manasız olduğunu, şehirde bir karış kar yağdığında işlerin aksamasının çocukça bir mazeret teşkil ettiğini kavramışlardı.

Kısacası; doğa ile birlikte yaşamak onlara bizim bile ummadığımız bir dayanıklılık ve karakter kazandırmıştı. Başarılarını bize değil, doğa koşullarında edindikleri deneyimlere borçluydular.

***

Yaşadığımız sürece birbirinden farklı ve yetenekli insanlar ile tanışırız. İnsan, makineler gibi birbirinin benzeri varlıklar değildir. Biyolojik yapıları birbirine benzese de beyinleri farklı çalışıyor. Farklı olayları algılıyorlar. Yeter ki eğitimci olarak bunu fark edebilecek beceri ve algıya sahip olalım.

Ve unutmayalım…

Doğada her şey bir başkasının yaşamına dokunmak ve faydalı olmak için vardır. Görevleri ne kadar uzun süreli veya kısa olursa olsun, hiçbir şey kendisi için yaratılmamıştır. Siz bile…

Bir şey yapmadan veya karar vermeden önce kendi hayatınızı, varlığınızın nedenlerini ve görevlerinizi; sonra başkalarının hayatını sorgulayın.

Yaşamı fark etmenin en kolay yolu budur…

Gerçeği bulana kadar…

QOSHE - Biz bu çocuklara ne yaptık? - Taner Tümerdirim
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Biz bu çocuklara ne yaptık?

7 2 10
24.09.2022

İzcilik çalışmaları bizim için eski hastalık…

50 yılı aşkın bir süredir uğraşınca insan ne bırakabiliyor, ne de olaylara seyirci kalabiliyor… Bizim için neden bu kadar önemli olduğunu düşününce de pek çok cevap buluyorsunuz.

Son 20 yılı bizim gibi eski izci çalıştırıcıları "kayıp yıllar" olarak ilan ettiler. Çünkü bu süreçte izcilik teşkilatı iktidarın Müslüman bir gençlik yetiştirme amacına hizmet etmek üzere örgütlendi. Evrensel yapısını, kurallarını, yenilerin eskilere olan saygı ve sevgisini, bir sürü tesisini ve eğitim metodunu kaybetti. Ayni ülkede düşman yapılar oluşmasına neden oldu.

Geçtiğimiz gün Uludağ İzciliğinde beraber yola çıktığımız, bugün önemli bir holdingde yöneticilik yapan, şu sıralarda da kanser illeti ile mücadele eden, savaşı kazanmasını dilediğimiz eski bir izci kardeşimizle beraber olduğumuzda aramızda ilginç konuşmalar geçti. Bu pek çok eski izcimle yaptığım ne ilk ne de son konuşmaydı.

Ağlamaklı bir ses tonu ile kendisine izciliğin çok şey kazandırdığını, hayattaki başarısını 70'li yıllardaki izcilik beraberliğimize borçlu olduğunu, onu izcilikle tanıştırdığım için gıyabımda bana binlerce teşekkür ettiğini söyledi. Kendisinden sonra gelen kuşağın bunu yaşayamamış olmasından duyduğu üzüntüyü belirtti.

Doğruydu. İzcilik konusunda başlattığımız tüm iyi ve güzel girişimler ne yazık ki başarılı olamamış, girişimler hep........

© Yeni Mesaj


Get it on Google Play