menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İran–Türkiye hattında kurulan büyük tuzak

6 7
29.01.2026

Davos'ta ortaya çıkan tablo, yalnızca küresel bir yön arayışını değil; aynı zamanda yeni çatışma alanlarının nerelerde yoğunlaşacağını da göstermektedir. 2026 yılına girerken dünya siyaseti, tıpkı deprem kuşağında biriken gerilimler gibi, kırılmaya hazır fay hatları üzerinde ilerlemektedir. Bu fay hatlarının başında ise Ortadoğu ve özellikle İran merkezli gelişmeler gelmektedir.

İran'ın neden ısrarla hedef tahtasında tutulduğunu doğru okumak gerekir. Bu mesele yalnızca nükleer dosya ya da iç politik gelişmelerle açıklanamaz. İran, bir yönüyle İsrail açısından stratejik bir engel, diğer yönüyle ise ABD açısından Çin ve Rusya ile kurduğu ilişkiler nedeniyle ciddi bir rakiptir. İsrail, bölgesel hâkimiyet projeleri önünde İran'ı en büyük direnç noktası olarak görürken; ABD, İran'ı Çin'in yükselişini dengelemek isteyen Avrasya hattının önemli bir parçası olarak değerlendirmektedir.

Bu nedenle İran'a yönelik baskı çok katmanlıdır: ekonomik yaptırımlar, diplomatik yalnızlaştırma, iç huzursuzlukların kışkırtılması ve nükleer tehdit söylemi aynı anda devrededir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek vardır: İran sıradan bir devlet değildir. Diplomasi geleneği güçlü, devlet-millet bütünlüğü yüksek ve kriz yönetimi tecrübesi olan bir yapıya sahiptir. Bu sebeple doğrudan bir müdahalenin hedeflenen sonuçları üretmesi son derece zordur.

Tam da bu noktada vekâlet savaşları devreye girmektedir. Açık savaş yerine, sahada "kullanılabilir aktörler" üzerinden........

© Yeni Mesaj