‘Mutlak Butlan’ sonrası Türkiye nereye gidiyor?

Türkiye yine kritik bir dönemeçten geçiyor. CHP'nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verilen "mutlak butlan" kararı artık yalnızca bir parti içi hukuk tartışması olarak görülmüyor. Kararın ardından oluşan atmosfer, doğrudan doğruya demokrasi, seçim güvenliği, hukuk devleti ve siyasal meşruiyet tartışmalarını yeniden gündemin merkezine taşımış durumda. Çünkü bugün tartışılan konu yalnızca bir kurultayın geçerliliği değildir. Tartışılan şey; Türkiye'de millet iradesinin nasıl korunacağı, siyasi süreçlerin hangi ölçüde hukuki denetime tabi olacağı ve hukuk ile siyasetin sınırlarının nasıl çizileceğidir.

BTP lideri Hüseyin Baş bu nedenle dikkat çekici bir değerlendirmede bulundu: "Demokrasiye karşı yapılan her türlü hamlenin karşısındayız. Siyaset mahkemelerde değil sokakta, sandıkta yapılır." Aslında kamuoyundaki temel tartışma da tam olarak bu noktada düğümleniyor. Elbette hukuk işleyecektir. Elbette hukuka aykırı olduğu ileri sürülen iddialar araştırılacaktır. Ancak kamuoyunda en çok sorulan sorulardan biri şudur: Eğer bu kadar ciddi usulsüzlük iddiaları varsa, neden süreç kurultayın hemen ardından değil de yıllar sonra bu ölçekte tartışmaya açılmıştır?

Özellikle Türkiye'nin ekonomik kırılganlık yaşadığı, anayasa tartışmalarının yoğunlaştığı ve toplumsal kutuplaşmanın arttığı bir dönemde bu sürecin yeniden gündeme taşınması çeşitli tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Çünkü hukuk yalnızca karar üretmez; aynı zamanda toplumsal güven üretir. Eğer toplumun bir kesiminde hukuk süreçlerinin siyasi atmosferlerden bağımsız işlemediğine dair bir algı oluşursa, bu durum kurumsal güven açısından ciddi sorunlar doğurabilir.

Daha da önemlisi, bu süreç kamuoyunda "emsal etkisi" tartışmasını da beraberinde getirmiştir. Bugün bir siyasi kurultayın yıllar........

© Yeni Mesaj