Washington’ın “ateşkes” paradoksu ve İran’ın direniş hattı

Orta Doğu'nun jeopolitik kalbi Hürmüz Boğazı, son yılların en karmaşık ve gerilimli sahnelerinden birine ev sahipliği yapıyor. 

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in bölgede başlatılan "Özgürlük Projesi" üzerine yaptığı açıklamalar, uluslararası ilişkiler literatürüne geçecek cinsten bir mantık tutulmasını ve Washington'ın bölge siyasetindeki derin çelişkilerini gözler önüne seriyor. 

Bir yanda "ateşkesin sürdüğünü" iddia eden, diğer yanda ise İran gemilerine yönelik zaman zaman çatışmaya dönüşen fiili bir abluka yürüten ABD yönetimi, diplomatik terminolojiyi sahadaki gerçeklerle örtüşmeyecek şekilde eğip büküyor.

Hem ateşkes hem çatışma olur mu?

Hegseth'in açıklamalarındaki en büyük açmaz, "ateşkes" ve "düşük yoğunluklu çatışma" kavramlarını aynı cümle içinde kullanmasıdır. 

Askeri ve hukuki açıdan bir bölgede ya ateşkes vardır ya da çatışma; bu ikisinin hibrit bir modelle yan yana yürütülmesi, kavramların içini boşaltmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. 

ABD, "Özgürlük Projesi" adı altında İran limanlarından çıkan gemileri geri çevirerek aslında fiili bir deniz ambargosu uygulamaktadır. 

Hegseth, bu operasyonun İran'a yönelik diğer saldırılardan "ayrı ve geçici" olduğunu savunsa da, altı geminin zorla geri çevrilmesi uluslararası hukukun öngördüğü serbest ticaret ilkeleriyle taban tabana zıttır.

Washington'ın buradaki temel stratejisi, saldırgan eylemlerini "ticaret akışını korumak" kılıfıyla meşrulaştırmaktır. 

Ancak asıl gerçek şudur: Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin fitili, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı hukuksuz savaşla........

© Yeni Mesaj