Siyasetin yaşlı prangaları ve 38 yaşındaki devrim

Türkiye'de siyaset, uzun yıllardır koltuklarını terk etmek istemeyen, statükoyu korumaya endeksli yaşlı bir iradenin tahakkümü altında can çekişiyor. 

Toplumun dinamizmini, gençliğin bitmek bilmeyen enerjisini ve çağın dijital hızını yakalamaktan uzak olan bu yapı, vizyon üretemediği gibi değişimin de önünü tıkıyor. 

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in "Siyaset gençleşmeli, koltukları gençler devralmalı" çıkışı, aslında uzun süredir halının altına süpürülen büyük bir toplumsal çelişkiyi yeniden gözler önüne seriyor. 

Ancak bu söylem, sadece bir "temenni" olarak kaldığı sürece mevcut gerontokrasiyi (yaşlılar yönetimini) yıkmaya yetmiyor. 

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, gençliği sadece seçim dönemlerinde broşür dağıtan birer figüran olarak görmek değil; ülkenin kaderini doğrudan onların ellerine teslim etmektir.

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, tam da bu teslimiyetin ve güvencenin tarihsel belgesidir. 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bu ülkeyi gençliğe emanet etmesi, alelade bir bayram hediyesi değil, politik ve sosyolojik bir yönetim manifestosudur.

Cumhuriyeti kuran 38 yaşındaki irade

Mevcut siyasi konjonktürde gençlerin öne çıkmasının önündeki en büyük barikat, her fırsatta önlerine sürülen "tecrübesizlik" argümanıdır. 

"Hele bir yaşını al, hele bir saçlarına ak düşsün, siyaset tecrübe işidir" diyen yaşlı elitler, kendi koltuklarını korumak için tecrübeyi bir put haline getirmişlerdir. 

Oysa bu ülkenin anayasal olarak önümüze koyduğu "Cumhurbaşkanı adayı olabilmek için 40 yaş sınırı" gibi bariyerler, bu toprakların genetiğiyle taban tabana zıttır. 

Neden 30 ya da 35 yaşında, dünyayı okuyabilen, donanımlı bir genç bu ülkenin en üst makamına aday olamasın?

Bu sorunun cevabını ararken tarih bize en tokat gibi gerçeği fısıldar:........

© Yeni Mesaj