İsrail’in bitmeyen yayılmacılık stratejisi
Orta Doğu, tarihin en karmaşık ve dinamik diplomatik hareketliliklerinden birine sahne olurken, eş zamanlı olarak sahada sömürgeci ve yayılmacı politikaların hız kesmeden sürdüğüne tanıklık ediyor.
ABD ile İran arasında Pakistan'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakereler sonucunda Hürmüz Boğazı'nın trafiğe açılmasını ve çatışmaları sonlandırmayı hedefleyen bir mutabakat zaptı gündeme gelse de, bölgedeki kalıcı barış umutları yapısal bir engelle karşı karşıya kalıyor: İsrail'in saldırgan ve yayılmacı tutumu.
Tarihsel süreç ve güncel gelişmeler, masada atılan imzaların ya da varılan mutabakatların, Tel Aviv yönetiminin ideolojik ve teolojik sınır genişletme hedeflerini durdurmaya yetmediğini defalarca kanıtlamıştır.
İsrail hükümetindeki aşırı sağcı aktörlerin son çıkışları, Batı Şeria'daki hukuki gasplar ve Gazze'deki süregelen katliam ve işgal, diplomatik çabaların kalıcı bir barıştan ziyade sadece geçici birer nefes alma koridoru yaratabileceğini net bir şekilde gözler önüne sermektedir.
İsrail'in Litani'den El-Halil'e ilhak söylemleri
İsrail'in mevcut yönetimi, diplomatik taahhütleri ve uluslararası hukuku birer bağlayıcı kural değil, aşılması gereken geçici pürüzler olarak gördüğünü açıkça ilan etmektedir.
Bunun en somut örneği, yürürlükteki ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyine yönelik askeri operasyonları sürdüren İsrail ordusunun, siyasi irade tarafından daha da radikal adımlara teşvik edilmesidir.
İsrail'in aşırı sağcı Miras Bakanı Amichai Eliyahu'nun, "Lübnan'daki Litani Nehri'ne ulaşmalı ve oradaki her şeyi yerle bir etmeliyiz" şeklindeki çıkışı, devlet mekanizmasının arka planındaki gerçek niyetleri ifşa etmektedir.
"Oyunun kuralları kalmadı" ifadesiyle somutlaşan bu yaklaşım, sadece savunma refleksiyle açıklanamayacak, tamamen yerle bir etmeye ve işgale dayalı bir vizyonun dışavurumudur.
Benzer bir genişlemeci refleks, işgal altındaki Batı Şeria topraklarında da koordineli bir şekilde yürütülmektedir.
Aşırı sağcı Maliye Bakanı........
