Bir ömrün nihayetinde mahcubiyet ve sessizlik

İstanbul'un kalabalık bir meydanında, belki bir cami avlusunda ya da bir park bankında, gözlerini uzaklara dikmiş seksen yaşındaki bir çınarın sesi yankılanıyor kulaklarımızda. 

Bu ses, yalnızca bir kişinin değil; ömrünü bu ülkenin üretimine, geleceğine ve çocuklarına adamış milyonlarca emeklinin ortak çığlığı. 

27 yıl boyunca devlete kesintisiz hizmet etmiş, primini ödemiş, her sabah memleket aşkıyla uyanmış bir insanın, hayatının son demlerinde karşılaştığı manzara ne yazık ki huzur değil, derin bir geçim kaygısı ve daha da acısı, evlatlarına karşı duyduğu o kahredici mahcubiyet. 

Yılların yorgunluğunu torun sevgisiyle, memleket havasıyla atmayı hayal eden yaşlılarımız, bugün ne yazık ki sadece nefes almanın ve şehir içinde bir yerden bir yere ücretsiz ulaşabilmenin tesellisiyle hayata tutunmaya çalışıyor.

Eksilen sofra ve torun karşısındaki mahcubiyet

Bir insanın seksen yaşına gelip de "Ben ömrümde böyle bir dönem görmedim" demesi, yaşanılan ekonomik buhranın boyutlarını tek bir cümlede özetlemeye yetiyor. 

Ev kirası olmamasına rağmen geçinemediğini belirten bir emeklinin kurduğu cümleler, mutfaktaki yangının sadece rakamlardan ibaret olmadığını gösteriyor. 

1.000 liraya dayanan kıymadan bahsederken bükülen o boyun, aslında bir ülkenin refah seviyesinin bükülmesidir.

Eskiden bayram dendiğinde akla gelen ilk şey olan kurban ibadeti, artık emekliler için erişilemez bir lüks haline gelmiştir. 

Ancak meselenin en can yakıcı kısmı, maddi imkânsızlıkların getirdiği toplumsal ve psikolojik izolasyondur. 

Yaklaşan bayramlar, eskiden büyüklerin evinin şenlendiği, kapıların ardı ardına çalındığı neşe dolu günlerken; şimdilerde birer kaygı nöbetine dönüşmüş durumda. 

El öpmeye gelecek torununa bir harçlık veremeyecek olmak, mahalledeki çocuklara şeker ikram ederken bile bütçe hesabı yapmak, bir çınarın ruhunda onarılmaz yaralar açıyor. 

Bir büyüğün en büyük mutluluğu,........

© Yeni Mesaj