Batı’nın ‘yenilmezlik’ zırhındaki çatlaklar |
Modern jeopolitik sahne, uzun süredir dayatılan "yenilmezlik" mitlerinin birer birer kumdan kaleler gibi yıkıldığına şahitlik ediyor.
Yıllarca dünya halklarına birer dogma gibi sunulan "Amerika yenilmez, İsrail dokunulmaz, teknolojik üstünlükleri aşılamaz" şeklindeki ütopyalar, son dönemde yaşanan bölgesel çatışmalar ve stratejik kırılmalarla yerle bir oldu.
Bu durum, sadece bir askeri başarısızlık değil; aynı zamanda küresel bir vesayet sisteminin zihinsel çöküşü.
Türkiye için ise bu tablo, köklerini Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı'ndan alan bağımsızlık karakterinin yeniden hatırlanması ve güncellenmesi gereken bir dönüm noktasını işaret ediyor.
Sahte dokunulmazlık zırhının yırtılması ve bağımlılık prangaları
Yıllarca "güvenlik garantisi" adı altında dünya ülkelerine pazarlanan Amerikan ve İsrail merkezli savunma stratejileri, aslında devletleri birer uşaklık ve bağımlılık sarmalına hapsetme aracı olarak kullanıldı.
"Üsler verin, güvende olun; teslim olun, huzur bulun" telkinleri, egemen devletlerin kendi öz savunma reflekslerini köreltti. Görünen o ki, o aşılmaz denilen "Demir Kubbe"ler aşılmış, yenilmez denilen orduların kırılganlığı tescillenmiştir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "yedi düvele" karşı verdiği mücadele, tam da bu bağımlılık tuzağına karşı bir başkaldırıdır. Türkiye, bağımsızlığın ne olduğunu kanla, iradeyle ve bizzat yaşayarak öğrenmiş bir millettir.
Ancak siyasi tarihimizdeki kimi kesimlerin "Avrupasız olmaz, Amerikasız nefes alınmaz" şeklindeki teslimiyetçi yaklaşımları, bizi özümüzden uzaklaştırmıştır.
Elbette karşılıklı çıkar ve ticaret esastır; fakat bu, bir ülkenin tarımını, kurumlarını ve finansını yabancı bir iradeye teslim etmesi anlamına gelmez.
Avrupa Birliği müzakerelerinde "pazar olun, halkınızı fakirleştirin" dayatmalarına veya Amerika ile borç-emir ilişkisine girilmesine........