Yargılanan, Türk siyasetinin ifade hürriyetiydi
Tam da Miraç Kandili günü sevindirici bir haber aldık.
Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, "Cumhurbaşkanına hakaret" iddiasıyla yargılandığı davadan "beraat" etti.
Adalet geç de olsa tecelli etti ama geç gelen adalet, adalet midir bu da ciddi manada değerlendirilmesi lazım.
Türkiye'de 2001 yılından bu yana siyaset yapan bir partinin, Bağımsız Türkiye Partisi'nin (BTP) genel başkanından bahsediyoruz.
BTP lideri Hüseyin Baş, Aralık 2024'te, partisinin Trabzon'da düzenlediği toplantısında yaptığı konuşmada cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla bu soruşturma ve dava süreci başlamıştı.
Bu konuşmada herhangi bir hakaret olmadığı halde, hızlı bir şekilde soruşturma başlatıldı ve ardından da görülen davada Genel Başkan'a adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı getirildi. Bu durum 9 ay boyunca devam ederek Sayın Baş'a büyük bir mağduriyet yaşattı.
Adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı, normal bir vatandaş için sadece bir tedbir olabilir, bir ceza olarak ifade edilmeyebilir ama bir partinin genel başkanı için öyle değil. Tam da kongre sürecinde uygulanan bu kısıtlama, BTP liderinin demokratik ve anayasal bir hak olan siyasi çalışmalarında büyük zorluklar getirdi, tam bir cezaya dönüştü.
Her hafta İstanbul'da imza atma zorunluluğu olduğu için, kongreler vesilesiyle gittiği illerde yapması gereken ziyaretler, çalışmalar konusunda süre sınırıyla karşılaştı, Bir genel başkan olarak partisinin yurt dışı programlarına iştirak edemedi.
Ve bu kadar eziyetten sonra, beraat kararı verildi. Peki, bu 9 aylık kayıp ne olacak? Suçsuz olduğu halde oluşan mağduriyeti kim tazmin edecek?
Sadece bu dava özelinde bile bakıldığında adli kontrol ve yurt dışı kısıtlamalarının ne kadar yanlış uygulandığını........
