Fikir zihinde değil, ortamda tutulur

Bir önceki yazımda insanın aksine bir sürü delil görmesine rağmen, bir fikre niye saplanıp kaldığını analiz etmeye çalışmıştım. Bugünse kişinin düşünce dünyasında değişime gidebilecek bir yolculuk var mı nasıl olur ona bir bakalım diyorum. Konunun çok yönlülüğü ve binlerce yıldır üzerinde yazılıp çizildiği göz önüne alındığında bir yazı içerisinde tüm detayları açıklamak tabiki mümkün değil ve aynı zamanda beni de aşar diye düşünüyorum. Onun için temel bazı genellemelerle ilerleyeceğimi baştan belirtmek isterim.  

Bir insanın yıllarca savunduğu bir fikirden dönmesini genelde üç şeyle açıklayabiliriz. 

Birincisi aykırılıkların birikmesi: tek bir karşı örnek hiçbir şeyi yıkmaz, ama bu örnekler birikmeye ve kuvvetlenmeye başlayınca sarsılmalar da başlar. 

İkincisi ahlaki şok: fikrin soyut bir tartışma olmaktan çıkıp somut bir bedele — bir ölüme, bir ihanete, bizzat tanık olunan bir zulme — dönüştüğü an; insanın savunduğu şeyin faturasını ilk kez kendi gözüyle gördüğü kırılma anı. 

Üçüncüsü cesaret: "yanıldım" demenin, geçmiş yılları da tasfiye etmeyi göze almanın bedeli. Çünkü uzun süre savunulan bir fikir artık sadece bir fikir değildir; kişinin çevresindeki itibarının senedi hâline gelmiştir ve o fikri bırakmak -eğer salt görünür bir dünyevi menfaat içermiyorsa- gerçekten zordur.

Bunlara benzer şeyler de eklenebilir ve nihayetinde bunların hepsi bir fikrin değişimi için yeterli nedenlerdir, fakat toplumda görülme sıklığı çok düşüktür. Yani çevrenize baktığınızda, aykırılıklar biriktiği hâlde, toplumsal ve ahlaki olarak kişinin sahip olduğu fikrin birçok bedeli ortaya çıkmış olmasına rağmen düşünce ve inançlarından dönmeyen yüz binlerce insan görürsünüz. İşte burada benim de asıl üstünde durmak istediğim ve bence bir fikri, bir düşünceyi, bir inancı değiştirebilmenin en pratik ve insan hayatında en çok görülen şekli, "referans grubunu değiştirme" olgusudur.

Gelin şimdi bunu biraz açalım. Bir düşüncenin insanın beyninde, zihninde yaşadığını sanırız; oysa düşünce veya inanç daha çok aramızda durmaktadır. Bir fikri yıllarca savunan insan onu tek başına taşımaz — o fikrin ayakta kalmasını mümkün kılan bir masa, bir çevre, bir ortam, bir sohbet halkası vardır. Peter Berger buna "makullük yapısı" der: hiçbir dünya görüşü kendi kendini ayakta tutmaz, onu inandırıcı kılan sosyal bir altyapıya muhtaçtır. 

Aynı tespiti İbn-i Haldun beş yüz yıl önce daha keskin biçimde ortaya koymuştur: "Dinî davet, asabiyet olmaksızın tamamlanmaz." Asabiyet, kaba bir çeviriyle "grup dayanışması"dır. Yani, asabiyeden yoksun bir davet başarısız olur. Fikir, kendi doğruluğuyla değil, kendisini taşıyan........

© Yeni Mesaj