Türkiye’nin maden gerçeği ve Milli Ekonomi Modeli |
Atatürk İzmir İktisat Kongresinde alınan kararların beşinci maddesinde: "Türkiye halkı servet itibariyle bir altın hazinesi üzerinde oturduğuna vakıftır" diyor.
Sene 1923. Teknolojinin son derece az olduğu kısıtlı imkanlarla, savaştan çıkmış bir ülkede Atatürk sahip olduğu yeraltı zenginliğinden haberdar ve halkını da haberdar ediyor. Bu son derece önemli bir konu.
Günümüze geldiğimizde teknolojinin son derece gelişmiş olduğu ülkemizde halkımız bu zenginliklerden bihaber...
İktidar bunu gizliyor ama muhalefet de iktidara geldiğinde çözümü dışardan kredi bulmakta görüyor. Kendi kaynaklarından faydalanmaktan bahseden tek parti Bağımsız Türkiye Partisi.
Milletimiz kaynaklarından haberdar olsun diye ne yapmış Atatürk? MTA'yı kurmuş: Maden Tetkik Arama. Önce madenleri tespit etmiş, halkına bildirmiş ve bunları millet yararına çıkartmış.
Milli Ekonomi Modeli'ndeki bütün maden konusunun özeti olarak yapılması gereken Atatürk'ün yaptığını yapmak. Çıkardığı kanun ve kurumlar ile hem yabancıların buradaki imtiyazlarını ellerinden alıyor hem de bu kaynakları millet yararına işletmek için gerekli her adımı atıyor. Kilit nokta bu: "millet yararına".
Peki bu yapılamadığında ne oluyor bir bakalım.
Zambiya: Bakır zengini.
Nijerya: Petrol zengini.
Afganistan: lityum ve nadir elementler zengini
Kongo: Kobalt zengini (elektrikli araçlar, bataryalar için çok önemli).
Bu ülkelere baktığımızda hepimizin kafasında nasıl bir resim oluşuyor? Fakirlik!
Atatürk'ün bu konuda aldığı tedbirlere göz atalım.
Lozan'dan 7 ay sonra Köy Kanunu ile yabancı gerçek ve tüzel kişilerin köylerden gayrimenkul edinmesini yasaklıyor.
Bu yasayı 2003 yılında AKP, iktidara gelir gelmez yürürlükten kaldırıyor. Genel Başkanımız Hüseyin Baş'ın ifadesiyle,; bu yeteneksizlik değil planlı, bir bitirme projesi.
Yine AKP iktidarında yabancıların çıkardıkları madenlerden devletin payı yüzde 2 seviyelerine düşürülmüştür.
80 bini aşkın maden ruhsatı verilerek ülkemiz talan edilmektedir.
Bir taraftan 'Ülkede altın ne arar?' haberleri yaparlarken bir taraftan 20 yılda ülkede kazılmadık yer bırakmamışlardır.
Sadece 2023 yılında 1300 yeni maden ocağı ruhsatı verilmiştir.
Burada yapılan en büyük yanlışlardan biri, hani payımız yüzde 2 dedik ya, bu, çıkarılan madenler çıkartan firmanın beyanı esas alınarak raporlanıyor.
Örneğin X firması 'Ben bu yıl 50 ton altın çıkarttım' mı diyor, tamam, yüzde 2'lik payımızı alıp oturuyoruz. Belki 100 ton çıkarttı. Bir denetim olmadığı için rakamların çok daha yüksek olup olmadığını bilemiyoruz.
Prof. Dr. Haydar Baş hocamız kitapta tek tek yer vermiş iktidar ortaklığıyla ülkemizi talan eden firmalara. Birkaçını ifade etmek isterim; Koza Grubu, Teck Kominko, Cengiz Holding, Yıldız Holding…
Hocam yeraltı ve yer üstü kaynaklarımızdan ta 2002'de bahsederken karşı çıkanlar bir taraftan var olmadığını iddia ettikleri bu kaynakları yabancılarla beraber sahiplenmek icin yarışa girdiler.
Bu noktada madenlerimizin önemini anlamak adına Genel Başkanımızın bir çıkışından bahsetmek istiyorum. Diyor ki: Ukraynaya bomba düştüğünde bütün dünya aracılık yaptı, aman bizim dünya ticaret yolunu açmamız lazım dünya olarak aç kalacağız, dendi ve savaşa müdahil olundu. Çünkü dünyanın tahıl ambarı Ukrayna.
Devletlerin bütün dünyanın ihtiyaç duydugu kritik; sanayide, ticarette, teknolojide, kullanabilecekleri metaları var olduğunda insanlık oraya saldırılmaması icin birleşiyor.
Afganistan'da mesela hiç tasvip edilmeyen Taliban grubu başa geldi ama bütün dünya nerdeyse Taliban'la işbirliği yapmak istedi. Çünkü dünyadaki nadir toprak elemetlerinin büyük çoğunluğu da onlarda.
Dünyanın dilinde şuan nadir elementler. Aslında nadir değiller ama çıkartmak, saflaştırmak ve hammaddeye çevirebilecek bi teknoloji gerekiyor nadir olan aslında o teknoloji. Kısaca modern teknoloji endüstrisinde, mikroçiplerde kullanılıyor, bunun öneminden de ileride bahsederiz. Bunlar dünyanın olmazsa olmazları. Mesela Skandiyum nadir elementi: Alüminyum alaşımıyla birlikte sağlam ve hafif uçak malzemeleri yapımında kullanılır.
Çin, işlenmiş ve ürün haline getirilmiş nadir toprak elementlerinin yüzde 90'ını elinde bulunduruyor. Halbuki Türkiye de dünyanın bilinen en büyük ikinci nadir toprak elementi kaynaklarına sahip. Sadece Eskişehir en büyük 2. rezerv alanı. Hocam, 2013 yılında yaptığı konuşmada "Ben" diyor, "Sadece Eskişehir'le Türkiye'yi 20 sene idare ederim." Hocamın her sözünün altında bir bilim yatıyor. Milli Ekonomi Modeli diyebiliriz ki tarihin en büyük bilim-insan kavuşmasıdır.
Genel Başkanımız Hüseyin Baş da 3 yıl önce nadir elementlerden bahsettiğinin ertesi günü hiç gündemde yokken Cumhurbaşkanı da nadir elementlerden bahsediyor.
Türk ve dünya siyasetine yön veren Genel Başkanlara sahip, BTP.
Ülkemize yapılan bir ihanet olayından daha bahsedeyim, İliç maden faciası. İliç'te tonlarca siyanürlü yani zehirli toprak boru sızıntısından dolayı Fırat nehirine karıştı. Bu nehrin önemi, Atatürk ve Keban başta olmak üzere en büyük barajlarımızı kapsayan bir akış rotasına sahip olması. Yani kan damarlarda nasıl yayılıyorsa bu zehir de topraklarımıza öyle aktı. Ekosistemimiz mahvoldu, hayvanlarımız öldü. Faciada 9 insanımız hayatını kaybettik. Bedenlerine 4 ay ulaşılamadı. Yani önce toprağımızı yok pahasına satıyorlar sonra da denetimsiz bırakıp adeta topraklarımıza tecavüz edilmesine müsade ediyorlar.
İliç, altın madeni olarak geçer. Halbuki o topraklarda uzay endüstrisinde kullanılan en değerli madenlerden olan Selenyum da yüksek rezerv düzeylerinde bulunuyor. Nitekim 1 gram Selenyum altından 211 kat daha değerli. Yani bizlere rapor edilmeden Selenyumumuz da iç ediliyor.
Bir diğeri dünya siyasetine hatta savaşların gidişatına yön veren petrolde Türkiye yüzde 90'lar seviyesinde dışa bağımlı. Bir ucu Mardin'de olan petrol denizinden bahsediliyor, Aladdin Middle East eski müdürü.
Mardin'de araştırmalara göre günde 1.5 milyon varil petrol çıkıyor.
Sadece Mardin değil Karadeniz, özellikle Kastamonu, Trakya, Ege, Akdeniz… Her bölgemizde petrol var bizim. Öyle Suudi Arabistan gibi 4000 metre aşağıya inip de faydalanmıyoruz. Ülkemizdeki petrol kuyularının derinliği 1000 ile 2.500 metre aralığında.
Sonra gelin görün ki dünyadaki bor madenlerinin yüzde 95'i bize ait ama kârın yüzde 5'i bize kalan. Çünkü biz aklımız, iş gücümüz, kaynağımız, eğitimimiz olmasına rağmen madenlerimizi hammade olarak satıyoruz. Ya da madenlerimizi satıyoruz!
Hocam diyor ki bora dayalı hidrojen pillerini otomotivde yakıt olarak koymuş olsak bunun ticari kazancını hesaplamak mümkün değil o kadar yüksek miktarlar. Bor alternatifi olmayan bir maden ve sayısız kullanım alanı var.
Bir diğeri Toryum madeni. Toryumda dünya 2.'siyiz. Isparta'daki Toryum rezervi 100 sene ülkemizin tamamında elektrik ihtiyacını karşılamaya yeterli. Ama maalesef bugün elektrik şirketimiz de özelleştirildiği için biz faturalarımızı yabancılara ödüyoruz.
En güvenilir nükleer yakıt aynı zamanda Toryum. Aslında kendi başına nükleer yakıt değil, proton hızlandırıcısı teknolojisiyle rafyoaktif hale getiriliyor. Bu konuda çalışma yapan dünyada sayılı isimlerden Prof. Dr. Engin Arık hoca da malesef bir uçak kazasında ölmüştür. Enkazda bulunamayan tek şey Engin hocanın araştırmalarını yaptığı bilgisayarı olunca, kaza olduğu konusunda farklı görüşler de var tabii.
Çok büyük oyunlar var. Sadece madenler konusunda dahi bir milletin kaderiyle, geleceğiyle nasıl oynanır görüyoruz.
İktidar bu konuda önce özelleştirme sonra ithalat yapıyor. Ve biz Kolombiya'dan bile kömür alır hale geldik. Bugün fakir gördüğümüz Hindistan uzay teknolojisinde en çok konuşulan ülkelerden. Hala halkımız arasında ucuz işgücü diye aşağılanmak istenen Çin bütün dünyanın iplerini elinde tutuyor. Koronada gördük Çin'de enerji maliyetleri arttığından Silisyum madeni işlenemedi ve bütün dünyada çip krizi yaşandı. Sanayi durdu, fiyatlar uçtu, parası olan bile araba alamadı. Çünkü kullandığımız telefon bindiğimiz arabayı geçin evimizdeki buzdolapları dahi çipli artık. Ve biz Çin'e muhtacız, Tayvan'a muhtacız. Biz bu yarışın içinde yokuz.
Teknolojinin her bir zerresinde maden var ve bizde madenin babası var. Jeopolitik olarak, insan kaynağı ve yeraltı kaynakları açısından dünyanın gözbebeği olabilecekken dalga geçtikleri oluyoruz.
Genel Başkanımız diyor ki: Savunma sanayiniz çok güçlü olabilir ama yine de gözü karartıp size saldırabilirler. Ama siz diğer dünya ülkelerinin vazgeçemeyeceği şeylere sahipseniz akıllarının ucundan dahi geçiremezler size saldırmayı.
Şuanda İran'da bir ateşkes isteği var tüm dünyanın. Bütün ülkeler çok barışçıl olduğu için mi? Hayır çünkü Hürmüz Boğazı var ve bunun kapatılmasından bütün dünyanın ulaşımı, ticareti etkileniyor. Buna karşılık İsrail'deki ateşkes kimsenin umrunda değil. İsrail yok olsa kimseye bir zararı olmaz.
Bizim dünya için vazgeçilmez olan bazı özelliklere sahip olmamız lazım ve bu özellikleri bütün dünyanın gözünün önünde sergilememiz lazım ki biri sana yan gözle bakacağında bunları da hesap etsin. Bu noktada da madenlerimiz devreye giriyor. Önemi yadsınamaz.
Ülke olarak müthiş kaynakların üzerinde olduğumuz gibi biz Bağımsız Türkiye'liler olarak da Atatürk'ün tabiriyle altın hazinesi üzerindeyiz. Haydar hocanın her konuşması bir maden kazmak gibi, her seferinde başka değerli madenler keşfediyoruz. Ülke kaynaklarımızı yabancılara kaptırdığımız gibi Haydar Hocanın projelerini, fikirlerini de yabancılara bırakmayalım ülkemiz yararına kullanalım.