Ortadoğu'da yeni saflaşma: Siyasi ve ekonomik denge arayışı

Ortadoğu alıştığımız üzre bugün bir kez daha manşetlerde. İran'daki iç gelişmeler, protestolar, yaptırımlar ve ABD-İsrail söylemleri gündemi dolduruyor. Ancak bu yoğun gündem, bölgenin uzun vadeli dönüşümünü gölgelememeli. Çünkü Ortadoğu artık tek bir ülkenin hamleleriyle açıklanabilecek bir yer değil; bölge, giderek belirginleşen iki farklı çizgi etrafında şekilleniyor.

Bir tarafta İsrail merkezli ve Batı ile uyumlu bir politika hattı var. Bu hattın aktörleri arasında İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri öne çıkıyor, Fas ve bazı Kuzey Afrika ülkeleriyle Yunanistan gibi Doğu Akdeniz aktörleri de eklemleniyor. Diğer tarafta ise İran merkezli, ideolojik ve "direniş" söylemi etrafında şekillenen bir hat var; İran yanlısı gruplar ve bazı devlet dışı aktörler bu hattın parçalarını oluşturuyor.

Bu iki blok resmi ittifaklar üzerinden değil, politik yönelimler ve iş birlikleri üzerinden şekilleniyor. Anlaşmalar ve iş birlikleri, çoğu zaman diplomatik ve ekonomik boyutlarıyla görünür oluyor, askeri çatışmalar her zaman ön planda değil.

İbrahim Anlaşmaları ve politik boyut

İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında atılan diplomatik adımlar, "barış" ve "normalleşme" söylemleriyle kamuoyuna sunuldu. Ancak Filistin meselesi çözümsüzken ve Kudüs'ün statüsü tartışmalı iken, bu adımların gerçek anlamda bir barış yaratmadığı görülüyor.

İsrail'in bölgesel konumunu güçlendirmeyi hedefleyen bu süreç, bağımsız bir bölgesel politika üretmek yerine dış merkezli bir yönlendirme yaratıyor.

Ekonomik boyut: Bağımlılık ve yeni çıkar dengeleri

Siyasi saflaşmanın yanında ekonomik boyut da kritik. İsrail merkezli hat, güvenlik ve diplomasi kadar ticaret ve enerji projeleri üzerinden de şekilleniyor. Ortak limanlar, enerji hatları, teknoloji yatırımları ve finansal iş birlikleri bu hattın ekonomik temelini oluşturuyor. Ancak........

© Yeni Mesaj