Sofradaki Truva Atı: Beyaz ekmek ve genetiği değiştirilmiş geleceğimiz

Türkiye'de 1948 yılına kadar fırından aldığımız o dumanı üstünde tüten ekmek esmerdi, vakur ve doyurucuydu. Hamurumuzun kalbi olan ekşi maya evlerde korunur, her somun organik bir miras gibi yoğrulurdu. Bir dilim yediğimizde "doyduk" demeyi bilir, toprağın bereketini ruhumuzda hissederdik. Ta ki okyanus ötesinden, bir yardım paketi süsüyle gelen sessiz tehlike sofralarımıza sızana kadar.

Her şey, Anadolu'nun kadim mirası olan 14 kromozomlu siyez ve 28 kromozomlu kavılca buğdaylarının genetiğiyle oynanmasıyla başladı. Amerika'da geliştirilen 48 kromozomlu "cüce buğday", yüksek verim vaadiyle bir başarı hikâyesi gibi pazarlandı. Ancak bu boyu kısa, ömrü uzun "buğdayımsı" tür; beraberinde kimyasal gübreleri ve zehirli ilaçları da getirdi. 1950'lerden sonra "ihtiyaç fazlası" ve "yardım" adı altında ülkemize dayatılan bu genetik ucube, kurak yılları bahane ederek kadim tohumlarımızın yerini aldı.

1960'lı yılların iktidarları ve dönemin medyası, beyaz ekmeği bir zenginlik, kalite ve refah göstergesi olarak sundu. Oysa o bembeyaz görüntünün ardında ondan fazla katkı maddesi........

© Yeni Mesaj