Yenilenebilir enerji |
Yenilenebilir enerji, günümüz Türkiye'sinde bilinçli biçimde daraltılmış, içi boşaltılmış ve sermaye lehine yeniden tanımlanmış bir kavram haline getirilmiştir. Kamuoyuna "temiz enerji, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik" söylemleriyle sunulan bu alan, gerçekte devletin en stratejik güçlerinden birinin özel ve çoğu zaman küresel sermayeye devredilmesinin aracına dönüştürülmektedir. Enerji gibi hayati bir alanın piyasa mantığına terk edilmesi, yalnızca ekonomik bir tercih değil, doğrudan doğruya siyasal bir teslimiyettir.
Devlet, halk için vardır.
Bu ilke soyut bir slogan değil, devletin varlık sebebidir.
Halk ise kendi bekası, huzuru ve geleceği için devletini büyütür, güçlendirir ve yüceltir.
Enerji üretiminin kontrolü bu ilişkinin merkezinde yer alır. Enerjiye hakim olmayan bir devlet, ne ekonomisini ne sanayisini ne de toplumsal düzenini tam anlamıyla kontrol edebilir.
Buna rağmen yenilenebilir enerji alanı, uzun süredir kamusal bir güç olmaktan çıkarılarak şirketlerin kar alanına dönüştürülmektedir.
Büyük küresel firmalar, devlet tarafından verilen izinler, teşvikler ve alım garantileri sayesinde ülkenin güneşine, rüzgarına ve suyuna ortak edilmiştir.
Üstelik bu ortaklık eşit değildir.
Kamunun üstlendiği risklere karşılık, elde edilen kazançların önemli bir bölümü sermayeye aktarılmaktadır.
Enerji üretim tesislerinin mülkiyeti halkın........