menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bahar gelsin şu dağlara çıkalım belki derdimize çare bir çiçek

20 0
latest

Dumanı tepemizden çıkan ayrılık derdine, hasret derdine, bir türlü dindiremediğimiz vuslat arzusuna çare olabilecek, derman sunabilecek çiçekler var mıdır dağlarda, kırlarda ve bayırlarda?

Yıllar evvel, Yaşar Reyhani, kim bilir hangi derdine, iç yaralarından, içerdeki yaralardan hangisine, baharda kardelenlerle beraber başını topraktan çıkaran, ya da hangi ağacın dalında tomurcuklanan bir çiçekte derman aramıştır?

 

Bahar gelsin şu dağlara çıkalım

Belki derdimize çare bir çiçek

Toplayıp devşirip derman edelim

Açılan yarayı sara bir çiçek

 

Şu yalan dünyaya bir Lokman Hekim daha gelseydi, belki bilirdi ve bildirirdi hangi çiçeğin hangi derde derman olduğunu.

Lokman Hekime vekâlet eden bilge hekimler var mıdır çağımızda, ülkemizde ve kentimizde?

Hangi çiçeğin has kokusu hangi hasreti dindirir, hangi vuslat arzusunu karşılar, hangi yürek yangınını söndürür, bütün bu hassas detayları hissedecek ortamdan günden güne uzaklaştık ve uzaklaşıyoruz.

Bu gün bizzat ve birebir yaşadığımız toplumsal ve ekonomik acıları ve sancıları on yıllar evvelinden miting meydanlarından ve televizyon ekranlarından var gücüyle haykıran bilge insan merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hoca'nın vefatının 6. yıl dönümü.

Yıllar evvelinde yapılan çok isabetli tespitlere bakıyorsunuz, toplum olarak, millet olarak bugün karşı karşıya kaldığımız hayati tehlikelerin bir sayım dökümünü yapıyorsunuz ve derin bir ah çekerek keşke diyorsunuz; bu millet Haydar Hoca'nın haykırışlarına kulak kabartsaydı da başımıza bu felaketler gelmeseydi.

Yine bahar faslıydı, bütün bir tabiat ağır ağır uyanırken, dallara su yürürken, tomurcuklar çiçeklere dönüşürken daha ömrünün baharında, daha on bir yaşındaki Ali Haydarımız toprağa yürümüştü; Nisan'ın ikisi iki bin on üç…

O günlerde yazdığım şiirlerden birisi 'RÜYA' adını taşıyordu:

 

Ali Haydar'ımı rüyamda gördüm

Baba ciğerlerim yandı diyordu

Yüzümü yüzüne gözüne sürdüm

Şimdi ağrılarım dindi diyordu

 

Elbet O'ndan başka ne kuvvet ne güç

Davet yücelerden gerisi bir hiç

Nisan'ın ikisi iki bin on üç

Vuslata erdiğim gündü diyordu

 

Bitmiş tabiatta kışın uykusu

Dört bir yanda dirilişin yankısı

Şefkatli annemin güzel kokusu

Mezara toprağa sindi diyordu

 

Ağzım susuzluktan pişmiş idi ya

Kollarım yanıma düşmüş idi ya

El ve ayaklarım şişmiş idi ya

Şimdi tüm şişlerim indi diyordu

 

Röntgen iç yaramı görememişti

Kimse iç dünyama girememişti

Doktorlar bir bardak su vermemişti

Rabbim dolu dolu sundu diyordu

 

Tanıyan herkese selam en başta

Tarifsiz ağırlık kirpikte kaşta

Ebedi hayata doğdum genç yaşta

Dünyada yıldızım kaydı diyordu

 

Doktorlar tüp için bağrım yardı ya

Ağzıma burnuma hortum sardı ya

Hani çok sevdiğim bir kuş vardı ya

Mezarım taşına kondu diyordu

 

Girişli çıkışlı fani handasın

Saparsan Tevhitten hep ziyandasın

Ey Aziz Karaca imtihandasın

Sırtına sarp dağlar bindi diyordu.

 


© Yeni Mesaj