Yargıda ‘feda’ dönemi

Adalet Bakanı Akın Gürlek: 'Faili meçhul hiçbir olay kalmayana kadar, hukukun tüm imkanlarını seferber etmeye devam edeceğiz" dedi ve toplumda hassasiyet uyandıran faili meçhul dosyaların ve daha önce takipsizlik kararı verilen olayların yeniden incelenmesi için Bakanlık bünyesinde özel bir birim kurulduğunu açıkladı.

İyi, güzel, tamam da (!) neden şimdi? Çünkü yargı maalesef dile düştü. Artık toplum yargı kararlarını, mahkemeden-hakimden değil bizzat iktidardan biliyor.

Rakamlar yalan söylemez

Tek parti iktidarının 'adalet' hassasiyeti rakamlara şöyle yansıdı:

143 ülke arasında hukukun üstünlüğü endeksinde 2012 yılında ise 71'ci sıradaydık. 2024'te 117'ci sıraya, 2025'te de 118'ci sıraya düştük. Yani 14 yılda 47 sıra geriye gitmişiz. ASAL Araştırma'nın Şubat 2026 verilerine göre, yargı kurumlarına güven oranı sadece %4,0.

Haliyle halkın algısını yönetmek, yapılan eleştirilere cevap vermek ve adalet vurgularının altını doldurmak için feda, dedi, toplumun dikkatini çekecek dosyaları açtı. 

Gülistan Doku olayı malumunuz. 5 Ocak 2020'de Tunceli'de kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi olan kızımızın dosyası 6 yıl sonra açıldı.

6 yıl sonra ortaya konulan bilgi ve belgeler ile birçok gözaltı ve tutuklamalar gerçekleşti.

İlk feda Vali-Mülkiye Başmüfettişi Tuncay Sonel üzerinden gerçekleşti.

Bahsi geçen vali, yöneticilik kabiliyet ve icraatlarından ötürü MEB, İçişleri Bakanlığı ve değişik kurumlardan onlarca çok Sayıda başarı belgesi, takdirname ve teşekkür belgesi almış. Hatta 'Of İlçesi Altın Anahtarını' bile almış!

Bu dosyaları da açacaklar mı?

Sayın Bakan, 'faili meçhul kalmayacak' dedi.

Bende ilk iş olarak faili belli, şahidi net dosyalardan başlasanız daha iyi olurdu, diyorum.

Milli Görüş ve AKP şemsiyesi altında Ankara'yı 30 yıl yöneten kişi Melih Gökçek. Hakkındaki dosyalar ortada. Şahitte bizzat AKP'li Bülent Arınç. E, buyurun…

Diğer taraftan Sayın Bakan aşağıdaki dosyaları açmaya gücü yetecek mi? Cesaret gösterebilecek mi?

Müge Anlı delil mi saklıyor?

2018 yılında Giresun'da 11 yaşındaki Rabia Naz'ın evinin önünde yaralı bulunup, hastanede hayatını kaybetmiş.

Rabia'nın babası Şaban Vatan, Şaban Vatan, kızının kıyafetlerindeki izlerden, olay yerindeki kanıtlar ve tanık ifadelerine kadar her detayı kendisi toplamış; kızının bir aracın çarpması sonucu öldüğüne dair bulguları kamuoyuyla paylaşmış ve kızına bir siyasetçinin yakınının araçla çarptığını ve olayın örtbas edildiğini açıklamıştı.

Savcılık ve Adli Tıp, ölümü "yüksekten düşme" olarak açıklamış ve dosyayı kapatmıştır.

Rabia'nın babası mücadelesine devam etti. Hakkında davalar açıldı. Hatta akıl sağlığı kontrolü için hastaneye yatırılmaya bile çalışıldı.

Dosya yeniden incelemeye alınmasıyla Rabia'nın babası sosyal medya hesabından, 'Sayın Bakanım! Örtbas suçunda dahli olan herkes gözaltına alınsın. 8 yıldır o vicdansızlar tüm delilleri kararttılar. Çocuk canı ardından bilerek insanlık suçu işlediler' mesajını yayınladı.

Bir kullanıcı, "Rabia Naz Vatan'ın dosyasına bakanın talimatıyla tekrar bakılacakmış ve özel ekip kurulmuş. Müge Anlı ve program ekibi de sorgulanacak mı?" sorusu üzerine Şaban Vatan şu ifadeleri kullandı:

"14 Eylül 2018 günü saat 12:30'dan itibaren Müge Anlı, ekibinden Gizem ve kameraman Murat'ın olayın içinde adı geçen oto yıkamacıyla olan röportaj kaydını bakanlığın inceleme ekibine teslim etsin. Delil gizlemek suçundan yargılansın Müge Anlı."

Yeldani Kaharman

Elazığ'da yerel bir televizyon kanalında sunuculuk yapan ve Fırat Üniversitesi öğrencisi olan Kazakistan uyruklu Yeldana Kaharman 27 Mart 2019'da jandarmaya giderek Tolga Ağar tarafından tecavüze uğradığını, belirtip şikayetçi oldu. Ertesi gün 28 Mart 2019 tarihinde evinde ölü bulundu.

Jandarma Genel Komutanlığı, Yeldana Kaharman'ın kendilerine herhangi bir müracaatının bulunmadığını resmi bir açıklama ile yalanlamış, Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı ise olayı "intihar" olarak değerlendirip, Ekim 2019'da dosyada takipsizlik kararı vermişti.

Hazırlanan ilk otopsi raporu ile o dönem dinlenen tanık ifadeleri arasındaki açık çelişkilerin olduğu gerekçesiyle dosya yeniden açıldı.

Nadira Kadirova

23 Eylül 2019'da 23 yaşındaki Özbekistan vatandaşı Nadira Kadirova, çalıştığı AK Parti İstanbul Milletvekili Şirin Ünal'ın Ankara'daki evinde ölü bulundu.

Kadirova, Şirin Ünal'a ait ruhsatlı silahla hayatına son verdiği iddia edilmiş ve savcılık, soruşturma sonucunda olayın "intihar" olduğuna karar vererek takipsizlik kararı vermişti

İddilar

Kadirova'nın ölmeden önce arkadaşına, Şirin Ünal'ın tacizine uğradığını ve "Ağabeyimin yüzüne nasıl bakacağım?" dediği öne sürülmüştü.

Otopsi işlemlerinin çok hızlı tamamlanması, olay yerindeki incelemelerdeki bazı teknik çelişkiler ve Şirin Ünal'ın ifadesinin olaydan çok sonra alınması kamuoyunda tepkilere ve "şüpheli ölüm" tartışmalarına yol açmıştı.

Şirin Ünal, Kadirova'nın son aylarda psikolojik sorunları olduğunu belirterek iddiaları reddetmişti.

Bu 3 dosyada da AKP'nin önde gelen isimleri geçiyor. Yargı o ağır toplara uzanılabilecek mi? Yoksa aynen Gülistan Doku olayında olduğu gibi birkaç isim feda edilerek yargı ve partinin itibarını kurtardık mı, denilecek?

Daha önemlisi

Bu olayların tamamı Süleyman Soylu'nun bakanlığı döneminde gerçekleşti. AKP'li belediyelerin dosyalarını Soylu, yargıya vermedi.

Soylu döneminde ülkede uyuşturucu, kara para aklama, taciz, tecavüz patladı.

Yargı, Süleyman Soylu'ya uzanabilecek mi?


© Yeni Mesaj