Bir adım daha atma, geri dön dediler ama o dönmedi

'Tarih bir milletin hafızasıdır' derdi Merhum Prof. Dr. Haydar Baş Hocamız. Milletimize hafıza kartı silindi, birilerinin dizayn ettiği sahte tarih hafızası yüklendi. İnsanımızı 'yıkılmaz bir imparatorluk' hikâyesine inandırdılar.

Oysa Osmanlının hasta olduğunu bizzat Osmanlıyı yönetenler dile getiriyordu.

Haçlı dünyası yüz yıllarca birbirleri ile savaştı. Sonra ayıktı ve reform-rönesans hareketleri ile ayağı kalkmaya başladı.

Ardından tarım, sanayi ve endüstride adımlar attı. Güçlenince sömürgeciliğe başladı ve dünyanın zenginliğini kendi, kıtasına taşıdı.

Osmanlı siyasi, sosyal, eğitim ve ekonomide yeni adımlar atmak, sanayi ve endüstride de batı ile boy ölçüşmek yerine onlara hayran oldu.

Dün Haçlı batıya karşı hep kazanan Osmanlı hayranlık hastalığına yakalanınca hep kaybetmeye başladı. Senelerce süren savaşlar, bu savaşların maliyeti ve genç nüfusun kaybedilmesi Osmanlı ekonominin iyice belini büktü. Ekonomi çöktü.

Zehirli şifa

Bu çöküşü durdurmak için ise gitti şifayı düşmanda aradı. Neydi o zehirli şifa? Borç.

Osmanlı peş peşe borçlanıyordu. Endüstrisi olmayan, üretemeyen, halkı vergilere boğan Osmanlı Saray'ı artık iyice zayıflamıştı.

Haliyle borçlarını ödemek için yeniden borçlandı, borcun faizlerini ödemek için de borçlandı.

Borç ödemek için vatandaşa vergi üstüne vergi koyarak önce vatandaşı bitirdiler. Borçları ödeyemeyince 2 kez iflas açıkladılar ve ekonomiyi batının tekeline bıraktılar

Osmanlı içerde de borçluydu

Dışarıda Haçlıdan borç alan Saray iktidarı içerde ise Rum, Ermeni ve Levantenler 'den oluşan Galata bankerlerine borçlandı. 

Haçlı batı, Duyun-i Umumiye'yi kurmuştu. İçerdeki gayri Müslimler ise Rüsum-ı Sitte adlı kurumu kurdu.

Artık Müslümanların alın teri, emeği,........

© Yeni Mesaj