menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Tefekkür edemeyen, teşekkür de edemez'

41 0
13.09.2026

İnsanın kalbiyle lisanı arasında, harflerden daha derin, kelimelerden daha eski ve değerli  bir köprü vardır.  Her “teşekkür”, aslında kalbin derinliklerinde yoğrulmuş bir “tefekkürün”, vicdan fidanında yetişmiş bir tezekkürün  meyvesidir. Çünkü insan; varlığını fark edemediği, inceliğini sezemediği ve arkasındaki o' sonsuz rahmet' elini göremediği hiçbir lütfa hakkıyla şükredemez.

Günümüz dünyası bizi büyük bir hız sarmalının içine çekiyor. Her şeyi süratle tüketirken kelimeleri de bu hızın önüne katıp savuruyoruz. Karşılaştığımız bir iyiliğe, önümüze konan bir nimete, bize uzatılan bir merhamet eline dilimizin ucundan mekanik bir “şükür” deyiveriyoruz o kadar.  Oysa derin bir düşünüşten, tefekkürden/ tezekkürden geçmeyen bir şükür, içi boşaltılmış bir zarftan ibarettir. Adrese ulaşmaz, kalbe dokunmaz.

O hâlde insan düşünmeli…

Her şeyden önce yoktan var edilişini tefekkür etmeli.  En başta hiçlikten, İlâhî bir iradeyle varlık sahnesine çıkarılışını, kendisine bahşedilen hayatı, emanet edilen ömrü, her biri geri dönüşü olmayan zaman dilimlerini derin derin tezekkür etmeli.

Bize emanet edilen beden ülkesine bakmalı mesela. Göğüs kafesimizin altında, bizim irademiz dışında, sadık bir hizmetkâr gibi gece gündüz demeden çalışan kalbi, beynin muazzam işleyişini, bizi hayata bağlayan organların sessiz ve kusursuz nizamını düşünmeli. Biz farkında değilken çalışan, biz uyurken dahi görevini sürdüren bu........

© Yeni Meram