Teknoloji Yükselirken İnsan Neden Küçülüyor?

Bir zamanlar insan gökyüzüne bakar ve kendini arardı…Öyle gelişigüzel bir bakış değildi bu; içinde merak vardı, hayret vardı, biraz da çocukça bir teslimiyet…Çocukluğumuzda sırtımızı toprağa dayar, uzanırdık. Toprağın serinliği omuzlarımızdan içimize işlerken gözlerimiz göğe dalardı. Bir kuşun kanadındaki o ince hareketi saatlerce izleyebilirdik. Bir serçenin ürkekliğinde kendimizden bir parça bulurduk. Bulutlar geçip gitmezdi sadece; biz onlara anlam yüklerdik. Kimi zaman bir at olurdu o bulut, kimi zaman bir yüz, kimi zaman da içimizde büyüyen bir hayalin sureti…Güneş gözlerimizi kamaştırdığında kolumuzu siper eder, parmaklarımızın arasından süzülen ışıkla uzaklara bakardık. Gözlerimizi kısarak… sanki sadece ışığı değil, hayatın kendisini anlamaya çalışır gibi…O anlarda kimse bize “anlam nedir?” diye öğretmezdi.Ama biz anlardık.Çünkü insan, doğaya yakınken kendine de yakındır.Şimdi ise gökyüzüne bakmayı unutan bir çağın içindeyiz. Başımız yukarı kalkmıyor artık; çünkü gözlerimiz aşağıya, avuçlarımızın içine hapsolmuş durumda. Oysa insan, baktığı yer kadar büyür… Şimdi baktığımız yer küçüldükçe, içimiz de küçülüyor.

Kalabalıklar çoğaldıkça yalnızlık derinleşiyor.Bu, çağımızın en sessiz ama en ağır çelişkilerinden biri…Dünya nüfusu her geçen gün artıyor. Şehirler büyüyor, binalar yükseliyor, sokaklar dolup taşıyor. Konya’nın en işlek caddelerinde bile insan seli durmaksızın akıyor. Ama bu kalabalığın içinde göz göze gelen kaç insan var?Aynı ortamda bulunan ama birbirine değmeyen hayatlar…Aynı masada oturup farklı dünyalarda kaybolan zihinler…Yan yana ama aslında çok uzak insanlar…Eskiden yalnızlık, fiziki bir eksiklikti. Şimdi ise kalabalıkların ortasında büyüyen bir iç boşluk…İnsan, sesler arttıkça susuyorsa…Mesafeler kısaldıkça kalpler uzaklaşıyorsa…İletişim kolaylaştıkça anlaşılmak zorlaşıyorsa…İşte orada bir küçülme başlamış demektir.Çünkü yalnızlık artık kimsenin olmaması değil;kimsenin seni gerçekten duymamasıdır.Ve belki de en acısı şu:İnsan, en çok da anlaşılmadığı yerde yalnızlaşır.Kalabalıklar büyüdü…Ama dostluklar küçüldü.Binalar yükseldi…Ama insanın iç dünyası derinleşmedi.Bugün herkes birbirine çok yakın gibi…Ama hiç kimse kimseye gerçekten dokunamıyor.

Ve insan…İşte tam da bu yüzden küçülüyor.Peki çözüm nerede?Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor:Sorun teknolojinin varlığı değil, insanın kendini unutmasıdır.Yapay Zekâ, insanın yükünü hafifletmek için vardır; insanın yerini almak için değil. Fakat biz, kolaylık uğruna derinliği, hız uğruna anlamı, erişim uğruna hakikati feda etmeye başladık.Çünkü çağımız hızlı…Hem de nefes aldırmayacak kadar hızlı…Artık hiçbir şeyin olgunlaşmasını beklemiyoruz.Toprağa düşen bir tohumun sabırla filizlenmesini değil; hızla büyümesini istiyoruz.Bir hayvanın doğal sürecinde yetişmesini değil; daha fazla verim için seri üretim bantlarına mahkûm edilmesini istiyoruz.Bir tavuğun yumurtasını zamanında vermesini değil; katkı maddeleriyle hızlandırılmış, doğallığını kaybetmiş bir üretimi tercih ediyoruz.Çünkü biz yetişmek zorundayız…Sürekli daha fazlasına, daha hızlısına, daha çoğuna…İnşaatlar yükseliyor…Eskiden bir ev yapılırken içine huzur da inşa edilirdi.Şimdi ise katlar çıkılıyor, metrekareler büyüyor ama o evlerin içinde küçülen hayatlar büyüyor.Duvarlar hızla örülüyor… ama insanlar arasındaki mesafeler de aynı hızla artıyor.Her şey hızlandı…Ama insan yavaşlamayı unuttu.Biz bu hıza ayak uydurmaya çalışırken, aslında birbirimizi kaybettik.Birbirimizin yüzüne bakmayı, sesindeki kırılmayı duymayı, gözlerindeki yorgunluğu fark etmeyi unuttuk.Artık kimse kimseye “nasılsın?” diye sormuyor;sorsa bile cevabını duymaya vakti yok.Çünkü herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyor…Ama kimse nereye gittiğini gerçekten bilmiyor.İşte tam da bu noktada insan küçülür.Doğallığını kaybettiğinde küçülür…Sabretmeyi unuttuğunda küçülür…Üretirken ruhunu kaybettiğinde küçülür…Ve en çok da, hız uğruna insanı ihmal ettiğinde küçülür.

Bugün yeniden bir denge kurmak zorundayız.İnsan, başını yeniden gökyüzüne kaldırmayı öğrenmelidir.Bir ekranı kapatıp bir çocuğun gözlerine bakabilmelidir.Kalabalıklar içinde kaybolmak yerine, bir insanı gerçekten duymayı tercih etmelidir.Belki de çözüm, çok büyük adımlarda değil; küçük ama samimi dönüşlerde saklıdır.Bir şeyi biraz daha yavaş yapmak…Bir üretimi biraz daha doğal bırakmak…Bir konuşmayı acele etmeden dinlemek…Bir insanı gerçekten anlamaya çalışmak…Günde birkaç dakikalığına da olsa teknolojiden uzaklaşmak…Bir dostla yüz yüze konuşmak…Bir büyüğün hatırasını dinlemek…Bir çocuğun sorusuna sabırla cevap vermek…Çünkü insan, ilişki kurdukça büyür.Paylaştıkça derinleşir.Anladıkça çoğalır.Aksi halde;bilgi artar ama hikmet azalır,üretim artar ama bereket kaybolur,iletişim artar ama muhabbet eksilir,kalabalıklar büyür ama insan küçülmeye devam eder.Bugün Konya’nın sokaklarında yürüyen her bir insan, aslında iki seçenekle karşı karşıyadır:Ya bu çağın hızına kapılıp kendini unutacak…Ya da bu çağın içinde durup kendini hatırlayacak.Unutmamak gerekir ki;İnsanı büyüten şey hız değil, derinliktir.Sahip oldukları değil, anlamlandırabildikleridir.Ve belki de en büyük direniş…Bu kadar hızın içinde yavaş kalabilmek,bu kadar gürültünün içinde insan kalabilmektir.


© Yeni Meram