ÖZ BAKIM
Yeni yılın ilk haftasında, hepimiz neredeyse ezbere bildiğimiz cümleleri yeniden kurmaya başladık. ‘Bu yıl yeni ben’, ‘daha üretken ben’, ‘daha fit, daha disiplinli, daha az dağılan ben’. Aslında öz bakım, sabah 6’da kalkıp matcha içmek, ajandaya motivasyon cümleleri yazmak ya da üç gün süren bir ‘manifestleme’ değildir. Harekete geçmeden evrene sipariş vermek ise hiç değildir. Elbette isteyen bunların hepsini yapabilir. Ama öz bakım dediğimiz kavram çok daha derin, çok daha politik ve evet, düşündüğümüzden çok daha radikal bir meseledir.
Özünde öz bakım bir instagram trendi değil, bir direniş biçimiydi. Bugün öz bakım çoğunlukla sosyal medyada estetik görsellerle, mumlarla, bakım maskeleriyle ve ‘kendini şımart’ mesajlarıyla karşımıza çıkıyor. Oysa öz bakım kavramının kökeni oldukça politik bir yerden geliyor. 1960’lı yıllarda Amerika’da feministler ve aktivistler tarafından ortaya konan bir düşünceden geliyor. Sağlık hizmetlerine erişimin sınırlı, ayrımcılığın yoğun olduğu bir dönemde ‘kendine ve topluluğuna bakım vermek bir direniştir’ dendi. O zamanlarda öz bakım; lüks bir tercih değil hayatta kalma stratejisiydi. Bedenine, ruhuna ve toplumunun iyilik haline sahip çıkmak, sistemin insanları görmezden geldiği, yorduğu ve tükettiği bir dünyada başkaldırı anlamına geliyordu. Yani öz bakım sosyal medya akımı değil, ‘canım istedi’ diye yapılan keyfi bir eylem hiç değil. En yalın haliyle öz bakım bedenin, zihninin ve duygularının ihtiyaçlarını fark etmek ve bu........

Toi Staff
Sabine Sterk
Gideon Levy
Mark Travers Ph.d
Waka Ikeda
Tarik Cyril Amar
Grant Arthur Gochin