We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Aysel Erçakıca, örnek bir insandı... Hayatı boyunca barışı savundu...

1 2 13
24.09.2021

Kıbrıs’ta barış, demokrasi, eşitlik, adalet ve yaşayabilir bir düzen için yıllarca mücadele etmiş, mitinglerde hep ön saflarda olmuş, her platformda görüşlerini dile getiren bir güzel insan göçüp gitti geçtiğimiz günlerde aramızdan...

Aysel ablamız, yıllarca emekçilerin, özellikle tarımsal alanda çalışan emekçilerin haklarını savunuyordu, her daim sesini barış için, eşitlik için, adalet için, hakça bir düzen için yükseltiyordu...

Bu yazdıklarımı hatırlayan bir kuşak vardır, şimdi sessiz sedasız köşesinde oturuyor olsa da pek çoğu... Ama onu hatırlayanlara düşen görev, genç kuşaklara Aysel Erçakıca’yı tanıtmak, onun anısını yaşatmak, bu topraklarda insanların nasıl mücadele etmiş olduklarını yansıtmaktır...

Aysel Erçakıca’yla tanışmamız, benim 1980’li yılların başlarında Aysel ablamızın sevgili oğlu Hasan Erçakıca’yla YENİDÜZEN’de çalışmaya başlamamla birlikte olmuştu – Aysel ablamız, köylerde çok aktifti... Sık sık okur mektupları kaleme alıp bize göndermekteydi... Barış ve demokrasi için mitinglerde mikrofonu eline alıp konuşuyordu, gerçekleri anlatıyordu... Gerçek bir aktivistti... Örnek bir insandı... 1980’li yılların YENİDÜZEN gazeteleri taranacak olursa, onun özellikle tarımsal üretimdeki sıkıntılara ilişkin görüş ve önerilerini içeren okur mektuplarıyla karşılaşabilir araştırmacılar...

Elbette yeryüzünde sınırlı zamanımız var, sonsuza kadar yaşamıyoruz... Dünyaya geliyoruz, yaşıyoruz ve göçüp gidiyoruz...

Aysel ablamız da göçüp gitti 22 Eylül 2021’de, geride evlatlarını, torunlarını, hatıralarını bırakarak...

Vefatını sosyal medyadan öğrendim ve onunla yirmi sene kadar önce, 2003 yılında yapmış olduğum bir video-röportaj aklıma geldi, bu röportajı bulup çıkardım... Aysel ablamızın anısına bu röportajı okurlarımızla paylaşmak istiyorum bugün... Bu röportajı yapmak üzere sevgili oğlum Burak Erkut’la Akova’ya (İpsoz-Yipsu) gitmiştik... Aysel ablamız, çok zeki bir kadındı... O gün bize fırında badadez kebabı yaptıydı, tavukla... Bahçesini dolaştıydık...

Aysel ablam bana, Türkiye’den Kıbrıs’a yerleşmiş olan Türkiyeliler’in duyguları ve yaşadıklarına ilişkin yazı dizimde de çok yardım etmişti. Akova köyüne yerleştirilmiş olan Türkiye kökenlilerle röportajlar yapmamı sağlamış, onların bana konuşmalarını teşvik etmişti... Bu yazı dizim de “Yüzünü görüp sesini duyamadıklarımız” başlığı altında, 2001 yılında yani tam 20 sene önce YENİDÜZEN’de yayımlanmıştı... Sadece Akova’dan değil, Karpaz’dan ve Kıbrıs’ın başka yerlerinden de çeşitli röportajlar yapmıştım. Kıbrıslı politikacıların Türkiye kökenli bu insanları henüz “keşfetmediği” dönemde yapılmıştı bu röportajlar ve Aysel ablamız da bana çok yardım etmişti...

Aysel ablamız, her zaman, her yerdeydi – hayat dolu, dinamik, çok enerjik ve çok zeki bir kadındı... Müthiş bir örgütçüydü... Herşeyi organize etmeyi çok severdi, doğal bir organizatördü...

Dört evlatçığı vardı: Hasan, Durmuş, Bülent ve Ayşen... Ve elbette toruncukları... İnsanları çok severdi Aysel ablamız, ağız dolusu gülerdi ve sımsıcak sarılırdı insana...

Aysel Erçakıca’nın anısı önünde saygıyla eğiliyorum, o bizlere çok şey öğretti: Gerçek birer insan olmayı öğretti... Yapmacık olmamayı, her koşulda haksızlığa karşı sesimizi yükseltmeyi öğretti... Bu topraklarda barış ve demokrasi mücadelesinde hiç korkmadan, dimdik durmayı öğretti...

Ailesinin acısını paylaşıyorum ve “Işıklar içinde ol sevgili Aysel abla” diyorum... “O güzel gülüşünü, o güzel yüzünü, o güzel kalbini, o güzel mücadeleni hep içimizde yaşatacağız...”

Aysel Erçakıca’yla yirmi yıl kadar önce, Kıbrıs’ın sözlü tarihi çerçevesinde IKME ve BİLBAN için yapmış olduğum röportaj şöyleydi:

SORU: Aysel Erçakıca, kaç doğumlusun? Hangi köydensin?

AYSEL ERÇAKICA: 1939 doğumluyum. Tatlısu, yani Mari, Rumcada Mari demektir. 56’da Tatlısu’dan Galohoriyo’ya (Vuda) geldim.

1956’da ben geldiğim sene Türkler TMT, Rumlar EOKA kurdu. Yani demek istediğim 56’dan bu yana hep Türk-Rum çelişkileri ile büyüdük. Fakat biz şahsi olarak Rumlar’la hiç düşman olmadık.

Tatlısu’da Rum yoktu ama Galohoryo’da Rum vardı. Rumlar Türkçe bilirdi, biz çok Rumca bilmeyik. Rumlar’la tarlalarımız yakındı, ovalara giderdik, ne onlara bir zarar gelirdi bizden, ne bize onlardan 56’larda. Fakat onların EOKA kurulduğu için, için için TMT-EOKA çatışması başladıydı ama halka sezdirmezlerdi. Böyle başkanlar... 56’da Havuda isminde bir Rum’un bizim kapının önünde balta ile kafasını kestiler. Fakat bize o Rumlar yine düşman olmadıydı.

SORU: Kimler öldürdüydü?

AYSEL ERÇAKICA: Onların tahmini Türkler öldürdü derlerdi ama kesin olarak biz görmedik. Bir gece 12 miydi neydi, uyurduk, sezmedik. Ondan sonra kalktık baktık bir Rum kalabalığı, ama yine de Rumlar’la Türkler diyaloglarını bozmadılar, o Rum öldü diye düşman olmadılar. Yine ovalarda, tarlalarımız yakındı giderdik, Rumlar bize verirdi, birşeyler alırdık dükkanlarından. Hep kaçana kadar dükkanlarından alışveriş ettik.

SORU: 1963te?

AYSEL ERÇAKICA: 63’te Kaymaklı harbi cıktı. Aynanna’dan (Ayia Anna, Galohoryo/Vuda ile Psevdas arasında kalan bir köy – S.U.) göçmen geldiler bizim köye. Rumcuklar da vardı orda ve........

© Yeni Düzen


Get it on Google Play