Tarih ve Doğanın Kesiştiği Yer: Ağlasun

Toros Dağları’nın eteklerinde, zamanın ağır ağır aktığı bir coğrafyada yer alan Ağlasun, Burdur’un en karakterli ilçelerinden biri.

Tarihle doğanın iç içe geçtiği bu küçük ama derinlikli yerleşim, yalnızca antik kentleriyle değil; insanıyla, dağlarıyla, gökyüzüyle ve sakinliğiyle de ziyaretçisini etkisi altına alıyor.

Ağlasun, gürültülü rotalarından uzak durmayı seçmiş gezginler için adeta saklı bir hazine.

***

“Ağlasun” adının kökeniyle ilgili farklı görüşler bulunuyor.

En yaygın kabul gören görüşe göre ilçe, adını Antik Çağ’daki Sagalassos kentinden alıyor.

Zamanla halk dilinde dönüşüme uğrayan “Sagalassos” ismi, yüzyıllar içinde “Ağlasun” şeklini almış.

Bir başka görüş ise ismin, bölgedeki bol su kaynakları ve yeşil dokuya atıfla “ağıl” ve “sun” kelimelerinden türediğini öne sürer.

Aslına bakacak olursak, her iki yorum da Ağlasun’un tarihsel ve doğal kimliğiyle uyumlu.

***

Ağlasun ve çevresi, binlerce yıldır yerleşim görmüş bir bölge.

Antik Pisidya’nın en önemli kentlerinden biri olan Sagalassos, ilçenin hemen kuzeyinde, yaklaşık 1.500 metre rakımda yer alıyor.

Helenistik Dönem’de büyük bir kent olan Sagalassos, Roma İmparatorluğu döneminde altın çağını yaşamış.

Kent; tiyatrosu, agora ve çevresi, anıtsal çeşmeleri, hamamları ve kütüphanesiyle dönemin mimari ve sanatsal anlayışını gözler önüne seriyor.

Özellikle Antoninler Çeşmesi, bugün bile suyu akan nadir antik yapılardan biri olmasıyla dikkat çekiyor.

Depremler, salgınlar ve iklim koşulları nedeniyle 7’nci yüzyıldan sonra terk edilen kent, yüzyıllarca Torosların sessizliğinde uykuya dalmış.

***

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Ağlasun, daha çok tarım ve hayvancılıkla geçinen bir yerleşim olarak varlığını........

© Yeni Düzen