We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Zeki: Nostaljik ve Ütopik Bir Kıbrıslı

4 3 18
02.08.2022

“Kıbrıslı Türk” veya “Kıbrıslı Rum” dendi mi kızardı. Kendisine “Kıbrıslı/Kipreos” diye hitap edilmesini isterdi. Rumcayı da Türkçe gibi Kıbrıs ağzıyla konuşurdu. Tel örgülerin iki yakasında milliyetçilerin büyük tutkularla anlattıkları büyük yalanlara çocuk saflığıyla söylenmiş hakikat sözleriyle itiraz eder, milliyetçi hamasete beş kuruşluk değer biçmezdi.

Örneğin, tankların çizdiği ayırım çizigisinin üzerine kurulan barikatlardan geçiş yasağıyla dalga geçerken, “Ne tuhaf, su geçer, kuşlar geçer, insanlar geçemez” derdi. Bu cümleyi Rumca söylemeyi severdi: “Perna to nero, pernan ta poulia, oi anthropoi den pernoun...”

Zeki Beşiktepeli, Poli Hrisohu’ya yakın Melandra köyünde doğdu ve iki dili de konuşarak büyüdü.

O bölgenin insanları ezelden beri Rumlarla içli dışlı yaşarlardı. Birbirlerine düşman gözüyle bakmazlardı. Uzun yıllar Hıristiyanlığı ve Müslümanlığı bir arada yaşamışlardı. Bir dinden diğerine kolayca geçebiliyorlardı.

Ta ki, milliyetçi söylemlerle edimler, o uzak ve tenha bölgelere ulaşıncaya kadar...

EOKA Enosis için “eylem yapmaya başladığı zaman, TMT de bölgeye inerek “Vatandaş Türkçe Konuş” ve “Türk’ten Türk’e” kampanyaları açtı. Mavi-Beyaz veya Kırmız-Beyaz bayrakların arkasından yürümeye zorlanan bölge halkı en azından görünüşte “milli telkinlere” uymuştu. Tıpkı geçmişte bir dini benimsermiş gibi yapıp başka bir dininin vecibelerine uydukları gibi... Şimdi de Rumca yasağına görünüşte uyuyorlardı. Yani, etrafta bir TMT yetkilisi varsa dağarcıklarındaki bütün Türkçe sözcükleri, uysun uymasın, peşi sıra sıralıyorlardı. Ortalık tekin olduğunda ise, yani kendi aşina ortamlarında çoğunlukla Rumca konuşuyorlardı.

“Türk milliyetçilere hiç inanmadı.”

O bölgenin Kıbrıslı Türkleri, Rumlarla temas kurmak yasaklandığında bile komşularıyla yakınlıklarını sürdürmeye devam ettiler. Bahçelerde, tarlalarda, bölgenin maden ocaklarında birlikteydiler. Sert coğrafyaları aslında bu türden birliktelikleri biraz da zorunlu kılıyordu. Gündelik ilişkileri, komşulukları o kadar ilerlemişti ki, bazı Kıbrıslı Türkler, İngilizlerden saklanan EOKA üyelerine gizlice erzak taşıyacak kadar içli dışlıydılar Kıbrıslı Rumlarla...

Zeki böyle bir ortamda dünyaya geldi ve bu türden anlatıları dinleyerek büyüdü. Bu yüzden, milliyetçi hamesete, “ebedi düşmanlık” söylencelerine hiç aldırmıyordu. Özellikle, TMT yetkililerinin ve Kıbrıs Türk liderliğinin “Melandra Katliamı” gibi bir yalanı uydurup bu yalanı yıllarca söylemeye devam ettiklerini öğrendikten sonra, Türk milliyetçilerinin sözlerine hiç inanmaz olmuştu.

Üç Kıbrıslı Türkün köyün yakınındaki ormanda çalışırken balta ve nacaklarla katledildiklerinde tarihler 4 Aralık 1957’yi gösteriyordu. Yani, Zeki henüz doğmamıştı...

Halil Mustafa, Ali Arif ve Halit Derviş adlı üç köylü öldürüldüğünde Dr. Küçük Türkiye başbakanı Adnan Menderes’e çektiği telgrafta “her gün artmakta olan Rum vahşetinden” ve bu “durumun Yunan katliamının başladığını ispat ettiğinden” söz ediyordu. Menderes’e, “can ve namusumuzun korunması, ancak sizlerin müdahalesiyle mümkün olacağına inanıyoruz” diyordu.

Dr. Küçük bununla da yetinmeyerek, BM Genel Sekreteri, NATO Genel Sekreteri ve İngiltere başbakanı Macmillan’a da iddialı bir tegraf göndermişti: “Tedhişçilikle Kıbrıs’ta Türklerin gür ve haklı sesini susturmak teşebbüsünde bulunan Rum elemanlar, işleri başına gitmekte olan üç Türk’e pusu kurarak........

© Yeni Düzen


Get it on Google Play