Savaş, Yeni Jeo-Politik Dengeler ve Kıbrıs’ı Yeniden Düşünmek!
İran’a karşı yapılan haksız savaşın ne zaman ve nasıl sona ereceğini, sonuçlarının ne yönde olacağını tam olarak kestirmek zordur. Fakat, bir konuda herkes hemfikirdir: Bölgenin jeo-politik dengeleri değişecektir.
İçinden geçtiğimiz dönem zaten jeo-politiğin başat faktör olduğu bir dönemdir. Uluslararası hukukun rafa kaldırıldığı günümüz dünyasında büyük devletler çılgın bir jeo-politik rekabet ortamına sürüklenmişlerdir. Savaşları çağıran da budur...
İtalyan Marksist ve Avrupa Birliği’nin kurucu düşünce babalarından Aletrio Spinelli’nin daha 1941 yılında belirttiği gibi, jeo-politik, emperyalizmin hegemonya oluşturması için yaşam alanlarına sızmasını meşru kılmak üzere keşfedilmiştir ve sonu mutlaka savaştır!
İran savaşı da jeo-politik dengelerin yeniden tanzim edilmesi için yapılan bir savaştır ve daha şimdiden Kıbrıs’ı da yakından ilgilendiren ve etkileyen gelişmelere yol açmıştır.
Fakat, bu noktada bir ayırım yaparak, savaşın bir bölge ülkesi olan Kıbrıs’a nesnel olarak yansımalarının ötesinde, Kıbrıs’ı jeo-politik rekabet vagonuna bindirmeyi amaçlayan öznel çabaların söz konusu olduğunu da belirtelim.
Bu yazının esas konusu da bu çabaları mercek altına almaktır.
Yunanistan ile Kıbrıs Rum Toplumunda İki Heyecan Dalgası
Savaş, Yunanistan’da ve Kıbrıs Rum toplumunda iki önemli heyecan dalgası yarattı. Biri, jeo-politik gelişmelerle ilgilidir, diğeri de Kıbrıs Rum toplumu ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde yaşanan gelişmeler ve duygusal patlamadır.
Jeo-politik alanda öne çıkan olgu, Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasında bir süreden beri sürdürülen işbirliğinin çok önemli hale geldiğine olan inançtır. Bu yaygın kanıya göre, Yunanistan ve Kıbrıs Rum toplumunun önüne yeni fırsatlar çıkmıştır.
İkinci heyecan dalgası ise Kıbrıslı Rumlar ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde yeni bir döneme girildiğine dair inançtan kaynaklanıyor.
Konumuzu ikinci noktadan başlayarak irdelemeye çalışalım.
Kıbrıslı Rumlar uzun bir tarihsel yolculuğun sonunda Ulus ile Devlet arasında arafta kalmaya sürüklendiler. Bir asırlık “anavatan ile birleşme” mücadelesi istenilen sonucu vermedi ve Kıbrıslı Rumlar Yunanistan’ın değil, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yurttaşları oldular.
Önceleri Kıbrıs devletine sırtlarını dönseler de zaman içinde bu devletin yurttaşı olmayı benimsediler. Fakat, aynı zamanda kendilerini Yunan ulusunun bir parçası olarak görmeye devam ettiler.
Şimdi artık yerine göre bazen “Yaşasın Kıbrıs Devleti”, bazen de “Yaşasın Helen Ulusu” diyorlar.
Türkiye ve bir ölçüde Kıbrıslı Türkler karşısında devlete sarılırken, Türkiye ve daha genel bir dış tehdit karşısında yüzlerini Yunanistan’a (Ulusa) dönüyorlar.
İçinden geçtiğimiz savaş döneminde ortaya çıkan güvenlik endişeleri Ulusu Kıbrıs devletinden daha kıymetli hale getirdi. “Helenizm’in Birliği” vurgusu Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin önüne geçti.
İngiliz üslerini hedef alan bir İHA’nın Kıbrıs semalarında düşürülmesinin ardından Yunan Savunma bakanının Kıbrıs’a savaş gemileri ve savaş uçakları göndermesi Kıbrıslı Rumları sevince boğarken, “Kimon Yeniden Adaya Döndü” veya “Kıbrıs Yakın Oldu” gibi açıklamalar bir tür “savaş-kardeşliğine” işaret ediyor.
Özellikle, Kıbrıs’ın “Yunanistan’a yakın olduğu” söylemi Kıbrıslı Rumlar açısından büyük bir anlam taşıyor. Çünkü, 1974 savaşında dönemin Yunanistan başbakanı Konstantinos Karamanlis adaya asker gönderemeyeceklerini açıkladığında, “Kıbrıs Uzaktır” demişti ve Kıbrıslı Rumların yüreğinde derin yaralar açmıştı.
Bu yüzden, şimdilerde Yunanlı yetkililer tarafından Kıbrıs’ın “uzak olmadığının” vurgulanması bir yandan Kıbrıslı Rumların 74-yaralarını sararken, öte yandan da ileride yaşanacak sıcak bir çatışmada Yunanistan’ın Kıbrıslı Rumların yanında yer olacağına olan inancı kuvvetlendiriyor.
Nitekim, apar topar adaya gelen Yunanistan başbakanı Mitsotakis,........
