“Rasyonel aklın” filozofu irrasyonel bir dünyada öldü! |
İnsanın nasıl bir dünya içine doğduğu ve nasıl bir dünyadan göçtüğü, yani bireylerin yaşam serüveni, bize hem toplumların, hem de insanlığın gidişatına dair önemli ipuçları verir.
Doğumda karşılaştığımız ve ölümde karşı karşıya kaldığımız Zamanın-Ruhu insanlığın seyrinin bir göstergesidir.
İnsanlar tarih-yapıcı varlıklardır. Diğer varlıklardan farklı olarak zamana ve mekana müdahale edebiliyorlar. Fakat, Karl Marks’ın da belirttiği gibi, insanlar keyiflerine göre tarih yapamazlar. İçine doğdukları koşullar ve geçmiş kuşaklardan devraldıkları mirasın sınırlandırıcı çerçevesi içinde hareket ederek dünyayı şekillendirmeye koyulurlar.
Dolayısıyla, nereden başlayıp nereye vardıkları, hem bireysel tarihleri, hem de içine doğdukları toplumun ve dünyanın seyri açısından önemli bir referans kaynağıdır.
Habermas’ın İçine Doğduğu Dünya
Geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren önemli filozof ve entelektüel Jürgen Habermas, Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesinden dört yıl önce, 1929 yılında doğdu. O yıl doğanlar arasında Ralf Dahrendorf, Christa Wolf gibi ileride onun gibi ünlü olacak isimler de vardı.
45-Kuşağı veya 45’liler olarak adlandırılan bu kuşak Alman faşizminin dünyayı sarsan yıkımını ve yıkılışını gördü.
Habermas genç yaşında Hitler’in gençlik kollarında yer almışsa da, Nürnberg Davalarını radyodan dinleyerek suç rejimi Nasyonal Sosyalizmin çirkin yüzünü tanıdı.
Habermas için faşizmin yıkılışı bir son değil bir başlangıç oldu.
Yeni bir Almanya’nın, yeni bir siyasi kimliğin kurulması için Nazi barbarlığı ile esaslı biçimde yüzleşmek gerektiğine inanıyordu. Kendi sözleriyle, “arınıp kurtulmak için, yeni bir fikriyat ve ahlak yaratmak, büyük bir dönüşüm gerçekleştirmek” gerekiyordu.
Gerçekten de Habermas bütün ömrünü bu ideale adadı.
Üniversite eğitiminden sonra işe koyuldu ve büyük felakete ve medeniyet yıkımına yol açan Alman faşizminin kaynaklarını araştırmaya başladı.
İlk adımı, bir zamanlar hayranlık duyduğu Varlık ve Zamanın (Sein und Zeit) yazarı Martin Heidegger’i yapı-sökümüne uğratmak oldu. Habermas, Varlık ve Zaman kitabının yayınlanmasını Hegel’in Phonomology des Geistes (Tinin Görüngübilimi) adlı dev eserinden sonra “en önemli felsefi olay” olarak adlandırmakla beraber, Nazilerle işbirliği nedeniyle Heidegger’in duruşunu sorgulamaya açtı. 1953 yılında kaleme aldığı makalesinde Heidegger’i bir filozof olarak değil, siyasi edimleriyle ele almak istediğini belirtiyordu.
Makaleyi yazmasının nedeni , Heidegger’in Nazi Almanya’sında 1935 yılında verdiği dersleri 1950’li yılların başında yeniden yayınlamasıydı. Heidegger, hiçbir şey olmamış gibi, İkinci Dünya Savaşı ve korkunç Yahudi soykırımı yaşanmamış gibi davranarak, Naziler hakkında 1935 yılında söylediklerini aynen tekrar ediyordu. Nazilerin “Alman varlığını devrimci bir biçimde değiştirdiğinden” ve “Nasyonal Sosyalist hareketin iç gerçekliği ve büyüklüğünden” söz ediyordu.
Heidegger’in ölümünden sonra yayınlanan not defterleri (Kara Defterler) filozofun korkunç bir Yahudi düşmanı olduğunu bütün açıklığıyla gözler önüne serdi. Ona göre, “köksüz, kozmopolit Yahudiler Almanların saflığını bozuyordu.” Almanların “dünya-tarihsel bir misyonu vardı. Batı dünyası ve insanlığı kurtarmak! Bunu sadece Almanlar yapabilirdi!
Açıkçası, Heidegger patolojik bir milliyetçilikle Almanların “üstün ırk” olduğuna inanıyordu ve etnik-kültürel Alman milliyetçiliğine saplantılı biçimde bağlanmış bulunuyordu.
Habermas, Heidegger’in bu saplantıda yalnız olmadığını biliyordu.
Habermas’ın Mücadele Ettiği Dünya
Habermas’ın Heidegger’e karşı yönelttiği sert eleştiri aslında Nazileri destekleyen herkese karşı bir eleştiriydi. Heidegger’in bu eleştiri karşısında........