menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Uluslararası hukuk öldü mü?

9 11
05.02.2026

Sıla Uluçay
(Konuk Yazar)

Berlin Duvarı’nın yıkılmasından hemen önce Francis Fukuyama “Tarihin Sonu mu?” başlıklı makalesini yayımladığında, Batılı liberal demokrasinin insanlığın ulaşabileceği en gelişmiş siyasal sistem olduğunu savunuyordu. O dönemde liberal demokrasiye yönelik eleştiriler daha çok ekonomik ve sosyal adalet ekseninde, sol çevrelerden geliyordu. Bugün ise liberal düzene yönelik en sert meydan okuma, Amerikan sağından; milliyetçi, ataerkil ve militer bir zeminden yükseliyor.

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini tamamlarken, “uluslararası hukuka ihtiyacım yok” diyebilen bir Batı dünyası lideriyle karşı karşıyayız.[1] İlerici politikalar güttüğü gerekçesiyle onlarca Birleşmiş Milletler kurumundan çekilen, gerekirse bir NATO müttefikinin topraklarını askeri güçle alabileceğini açıkça dile getiren bir ABD Başkanı söz konusu. Bu durumu yalnızca Trump’ın kişisel karakteriyle açıklamak yanıltıcı olur. Asıl tehlike, Trump’ın arkasında giderek güçlenen ve kurumsallaşan ideolojik harekettir.

Başlangıçta bu yaklaşım, ABD’nin “dünya polisi” rolünden çekilerek kendi iç sorunlarına odaklanmasını savunuyordu. Ancak bugün gelinen noktada, ABD’nin müdahaleci süper güç rolünden vazgeçmediği açık. Asıl hedef, bu role eşlik eden liberal normlardan ve bu rolün ekonomik maliyetinden kurtulmak.

Modern uluslararası hukuk sistemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD öncülüğünde; bireysel haklar, uluslararası iş birliği ve ekonomik karşılıklı bağımlılık gibi liberal fikirler temelinde kuruldu. Devletler egemenliklerine belirli sınırlar getirerek ortak kurallara dayalı bir düzeni ve uluslararası kurumları kabul ettiler. Bu sistem egemen eşitlik, kuvvet kullanma yasağı, self-determinasyon ve insan hakları gibi temel ilkeleri içeriyordu.

Uluslararası hukuk birçok açıdan ABD’nin emperyal politikalarını kolaylaştırdı. Ancak bu sistemi yalnızca ABD’nin bir aracı olarak görmek eksik olur. Sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmasıyla birlikte Birleşmiş Milletler sistemine çok sayıda anti-emperyalist hükümet dahil oldu ve bu aktörler siyasi ve ekonomik mücadelelerinde uluslararası hukuktan faydalandı. Öte yandan Batılı devletler, özellikle de ABD, hukuku ihlal ettiklerinde bunu demokrasi ve insan hakları söylemiyle meşrulaştırmaya çalıştı.........

© Yeni Düzen