Güç Yetmez: CTP’nin Asıl Sınavı İlkelerle Yüzleşmektir
Kuzey Kıbrıs’ta siyaset uzun zamandır aynı sahneyi tekrar ediyor. Bir dairenin koridorunda, bir kurumun kapısında, bir ihalenin ilan panosunda herkes aynı cümleyi duyuyor: “Birini tanıyor musun?” Bu cümle, yalnızca bireysel bir serzeniş değil; düzenin nasıl işlediğini anlatan kısa bir özet.
Tam da bu yüzden, ana muhalefet partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) son dönemde toplumsal desteğini belirgin biçimde artırarak mevcut statükonun en güçlü alternatifi haline geldi. Seçmenin gündemi artık yalnız Kıbrıs sorununun müzakere başlıklarına değil, aynı zamanda yolsuzluk, nepotizm, adaletsizlik ve liyakatsizlik gibi hayatı doğrudan etkileyen yapısal sorunlara da odaklanıyor.
Bu yükseliş, CTP açısından yalnızca bir seçim ihtimali değil; tarihsel bir sorumluluk. Çünkü başarı tek başına dönüşüm yaratmaz. Asıl belirleyici olan, iktidara yürürken hangi ilkelerin “asla pazarlık konusu olmayacağı”dır.
Solun Küresel Deneyimi: Yükselişten Geri Düşüşe
Dünya siyaseti, sol partilerin büyük umutlarla yükselip ardından hızla gerilediği örneklerle dolu. Düğüm çoğu zaman aynı yerde atılır: İktidara gelme arzusu ilkesel duruşun önüne geçtiğinde sol kimlik aşınır, program bulanıklaşır, tabanla bağ zayıflar.
Birleşik Krallık’ta Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi, 2017’de güçlü bir çıkış yapmış; ancak 2019’da Parlamento’da 59 sandalye kaybederek ağır bir yenilgi yaşamıştır. Bu çöküş, parti içi çatışmalar, seçmen erozyonu ve emek hareketiyle zayıflayan bağlar gibi nedenlere dayandırıldı.
Bugün tablo daha da öğreticidir: İşçi Partisi iktidarda olmasına rağmen, tarihsel olarak savunduğu sosyal adalet, kamuculuk ve emek eksenli politikaların önemli bir bölümünden uzaklaşmış görünmektedir. Piyasa dostu tercihler ve statükoyla uyumlu refleksler tabanda hayal kırıklığı yaratır. Ders basit ama serttir: Sol için yalnızca “iktidar olmak” yetmez; ilkelerinden kopmuş bir iktidar, erozyonu hızlandırır.
Benzer döngüler Türkiye’de CHP örneğinde de defalarca yaşandı. Toplumsal momentler yakalandı; fakat bu momentler kurumsal dönüşümle desteklenemediğinde kalıcı değişime evrilemedi.
Bu arka planı unutmamak gerekir: Solun tarihsel yükselişini taşıyan sanayi dönüşümü, savaş sonrası kurulan düzen ve ideolojik çekim alanları zayıfladıkça, sol partilerin hareket alanı daraldı. Bugün “ilke erozyonu” dediğimiz şeyin bir kısmı, bu daralan zeminde büyüdü.
Dış Denge Sertleşirken İlkeleri Korumak Daha Zor
CTP’nin karşı karşıya olduğu en büyük risk, seçim kaybetmek değildir. Asıl tehlike, iktidara yaklaşırken “şimdilik” diyerek ilkeleri esnetmek, küçük tavizleri normalleştirmek ve zamanla statükonun diline benzeyerek kendini kaybetmektir.
Ama artık bir gerçek daha var: Ada siyaseti sadece iç dengelerle yürümüyor. Bölge hızla değişiyor, güç dağılımı yeniden kuruluyor, rekabet sertleşiyor. Bu sertleşme, Kıbrıs’ta çözüm ihtimalini kolaylaştırmıyor; çoğu zaman zorlaştırıyor.
Bugün Doğu Akdeniz’de denklem üç yönden sıkışıyor:
Büyük aktörlerin öncelikleri kayıyor; bazı alanlarda “daha az doğrudan belirleyicilik” boşluklar yaratıyor, boşluklar yeni yarışlar........
