Merz-Trump Gerilimi ve Almanya’nın Stratejik Dönüşümü |
Geçtiğimiz hafta Alman Başbakan Friedrich Merz’in ABD-İran savaşı ile ilgili yaptığı ve Washington’un sert tepkisine neden olan açıklama [1], Trump ile Avrupalı liderler arasında bir süredir yaşanan gerilimi bir kez daha gündeme taşıdı.
Fakat Merz’in, İran’la yapılan müzakerelerde (kamuoyunda bu bağlamda yorumlanan) ABD’nin “aşağılandığını” ve stratejik bir çıkış planı olmadığını ima eden sözleri ile Donald Trump’ın “Merz ne dediğini bilmiyor” şeklindeki yanıtı, kişisel bir polemiğin ötesinde Almanya için çok daha derin ve yapısal bir kırılmanın tezahürü; zira Almanya’nın ABD’ye bağımlılık ile stratejik özerklik arasında sıkıştığı yeni güvenlik denklemine işaret ediyor.
Nitekim tartışmayı asıl alevlendiren gelişme, hemen ertesi gün Washington’dan gelen ve Almanya’daki Amerikan askeri varlığının azaltılacağı yönündeki açıklama oldu.
Hemen hatırlayalım: İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Nazi Almanyası'nın Mütteffik Devletler’e teslim olmasıyla ülkeye “işgal gücü” olarak giren ABD ordusu, savaş sonrası düzenin tesisi ve Almanya’nın yeniden inşasında önemli rol oynadı. Soğuk Savaş’ın başlamasıyla birlikte bu defa Batı Almanya’yı Sovyet tehdidine karşı koruma görevini üstlenen ABD ordusu 1955’te Batı Almanya’nın NATO’ya katılmasıyla kalıcı bir savunma unsuruna dönüştü. ABD'nin bu anlamdaki askeri varlığı, yıllardır önemli bir caydırıcılık unsuru olmanın yanı sıra Avrupa'ya sağlanan güvenlik şemsiyesinin somut bir kanıtı olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda Washington’ın Almanya’daki yaklaşık 36 bin askerinden 5 binini geri çekme kararının sembolik bir boyutu da bulunuyor.
Öte yandan asker çekme kararının yanı sıra Washington’un Biden döneminde ülkeye konuşlandırılması taahhüt ettiği Tomahawk füzelerine yönelik planların da iptal ettiğini açıklaması, Avrupa’nın orta ve uzun menzilli hava savunma sistemleri bağlamında yaşadığı açık göz önünde bulundurulduğunda ciddi bir stratejik kayıp anlamına geliyor. [2]
Bu tablo, Almanya’nın mevcut stratejik zihniyetindeki çelişkiyi de ortaya koyuyor: her ne kadar Merz dahil Alman karar alıcıların ve son olarak Savunma Bakanı Boris Pistorius’un, ABD'nin Avrupa'dan stratejik geri çekilmesinin Avrupa’yı kendi savunmasını güçlendirmeye mecbur bırakması gerektiği yönünde açıklamaları bulunsa da, Almanya ABD'yi hâlâ Avrupa güvenliğinin ana omurgası olarak görmeye devam ediyor [3].
Başka bir deyişle Almanya, ABD sonrası bir Avrupa güvenlik düzeninin teorik olarak mümkün olduğunu kabul etse de, bunun kısa vadede operasyonel bir gerçekliğe dönüşebileceğini düşünmüyor; bu da Berlin’i özerklik arayışı ile ABD’ye bağımlılık refleksi arasında giderek daha sıkışık bir pozisyona itiyor.
Bu çerçevede Merz yönetiminin Trump yönetimi ile iyi geçinmeye fazlasıyla önem verdiğini de söylemek gerekiyor. Nitekim bir taraftan daha sert, daha jeopolitik ve daha az çekingen bir Almanya şiarı ile hareket eden........