Mühürlenmiş Coğrafyanın Açmazları: Bir Varoluş ve Tükeniş Manifestosu |
Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik gerçekliği, uluslararası ilişkiler literatüründe eşine az rastlanan bir anomali olarak karşımızda duruyor. Tanınmamışlık zırhının yarattığı siyasi aforoz, Türk Lirası’nın para politikası araçlarından yoksun bir şekilde "fiili para birimi" olarak kullanılması ve ölçek ekonomisinin getirdiği yapısal kısıtlar… Tüm bu boğucu parametrelere rağmen, ortada şaşırtıcı, hatta paradoksal bir dinamizm de var. Ancak bu dinamizmi bir "başarı hikayesi" olarak okumak, mevcut patolojileri görmezden gelen bir körlükten başka bir şey değildir.
Bugün "ekonomi" diye adlandırdığımız yapı, devlet aklının stratejik planlamasından ziyade, toplumun hayatta kalma refleksine yaslanıyor. Hizmetler alanı, bilhassa yükseköğretim ve turizm, ekonominin lokomotifi olarak sunulsa da, bu alanların nitelikten ziyade niceliğe odaklanan birer "nakit akışı" mekanizmasına dönüşmesi ciddi bir eleştiri konusudur. Girişimci KOBİ tabanımız ve görece kalifiye insan kaynağımız, siyasi erkin vizyonsuzluğuna rağmen ayakta kalmaya çalışan, sistemin tek gerçek "direnç noktasıdır".
Jeopolitik körlüğümüz ise en çok Avrupa Birliği ile ilişkilerde kendini gösteriyor. Coğrafi determinizmin bize sunduğu AB’ye fiziksel yakınlık ve Yeşil Hat Tüzüğü üzerinden Güney Kıbrıs –dolayısıyla Tek Pazar– ile entegrasyon şansı, siyasi hamasetin gölgesinde heba edilen bir fırsat penceresi olarak durmaktadır. İdeolojik saplantıları bir kenara bırakıp, bu hattı bir "ekonomik rasyonalite" zeminine oturtmak, adanın kuzeyini global pazara bağlayacak yegane çıkış kapısıdır. Keza, güneş enerjisi potansiyeli gibi "tanrı vergisi" bir kaynağın ortasında, fosil yakıt lobilerine ve enterkonnekte sisteme dair vizyonsuzluğa teslim olmak; dijital hizmetler ve ada içi entegrasyon gibi kaldıraçları görmezden gelmek, basiretsizliğin daniskasıdır.
Ancak tabloyu asıl karartan, yapısal........© Yeni Düzen