Körlük ve suskun yığınlar |
Öyle bir zaman diliminden geçiyoruz ki, adeta bütün insanlığın ve toplumların basireti bağlanmış, gözlerine ağır bir perde inmiş durumda. Dünyanın dört bir yanında zulüm, haset ve kahpelikler kol geziyor; masumlar eziliyor, haksızlıklar arşa ulaşıyor. Bizler ise sadece izliyoruz. Görmeyen, duymayan ve en acısı da haksızlık karşısında konuşmayan sessiz yığınlar haline geldik. Ne acı!
Bu suskunluğumuzun, bu tepkisizliğimizin altında yatan asıl neden ise belli: Konfor alanlarımızdan feragat edememek. Rahatımız bozulmasın, düzenimiz sarsılmasın diyerek başımızı öne eğiyoruz. İnsanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir dünyada, kendi küçük ve steril dünyalarımızın sahte güvenliğine sığınıyoruz. Kardeşinin feryadını duymamak için kulaklarını tıkayan bir toplum, ruhunu kaybetmeye mahkumdur.
Bir de işin "tribüne oynama" boyutu var tabii. Sosyal mecralarda yapılan iki süslü paylaşım, altı boş üç slogan ile vicdanımızı rahatlatma telaşındayız. Sanal alemlerde kükreyip, gerçek hayatta sus pus oluyoruz. Klavyenin başında iki beylik laf edince bir anda "vatan kurtaran Hasan" oluveriyoruz. Hakikatte ise........