SDG’nin tasfiyesi ve yeni dengenin kodları
Suriye’nin karmaşık siyasi labirentinde yeni bir dönüm noktası: Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan 14 maddelik anlaşma. Bu anlaşma, yıllardır süren iç savaşın izlerini silmek üzere atılmış cesur bir adım mı, yoksa güç dengelerinin zorunlu bir uzlaşması mı? Bölgenin geleceğini şekillendirecek bu metin, sadece kâğıt üzerinde bir barış değil; aynı zamanda terörün tasfiyesi, kaynakların paylaşımı ve kardeşlik idealinin yeniden inşası anlamına geliyor. Ancak perde arkasında yaşananlar, anlaşmanın sadece bir sonuç değil, yoğun diplomatik bir mücadelenin meyvesi olduğunu gösteriyor. Bu yazı, anlaşmayı adım adım inceleyerek, bölgenin yarınlarını nasıl etkileyeceğini değerlendiriyor.
14 MADDE NE DİYOR?
Anlaşma metni, Suriye’nin toprak bütünlüğünü merkeze alarak, SDG’nin varlığına son veren radikal kararlar içeriyor. Öncelikle, SDG’nin kurumsal yapısı tamamen tarihe karışıyor. Silahlar Suriye ordusuna teslim edilecek, kadrolar ise bireysel güvenlik soruşturmalarından geçerek Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı’na entegre edilecek. Bu, SDG’nin askeri gücünün Şam’ın kontrolüne geçmesi demek; artık tümen veya tabur gibi bağımsız birimler olmayacak.
Sınır kapıları, petrol ve gaz sahaları ile su kaynakları tamamen Şam yönetimine devrediliyor. Deyrizor ve Rakka gibi stratejik bölgeler, hem idari hem askeri olarak merkezî hükümete bağlanacak. Bu maddeler, Suriye’nin ekonomik damarlarını yeniden birleştirmeyi hedefliyor ve yıllardır bölünmüş kaynakların tek elde toplanmasını sağlıyor. SDG’nin tek somut kazancı ise Haseke Valiliği: Mazlum Abdi veya onun önerdiği bir isim vali olarak atanabilecek. Ayn-el Arab (Kobani) için ise ağır silahlar çekilecek, ancak kent sakinlerinden oluşan yerel bir güvenlik gücü İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kurulacak. Bu, yerel özerklik izlenimi verse de, aslında Şam’ın sıkı denetimi altında bir düzenleme.
Anlaşma, Suriye’nin........
