Başladı… Bir İlk değerlendirme

28 Şubat, 7 Ekim saldırılarıyla başlayan Ortadoğu’nun değişimi sürecinin yeni aşamasının tarihi olarak hatırlanacak. Sonuçla ilgili tahminlerde bulunmak için henüz çok erken. Savaşın henüz çok başındayız ve hala savaşın sisi dağılmış değil. Ancak şu ana kadar ABD-İsrail saldırısının niteliği ve İran’ın cevap verme kapasitesi bize bazı şeyler söylüyor. Gelecek haftalar içerisinde daha net bir analiz yapmak mümkün olacak ama uzun bir savaşın arifesinde olabiliriz.

HAZİRANDAN FARKLI BİR SALDIRI

Öncelikle İsrail-ABD saldırısı bir sürpriz değildi. Umman dışişleri bakanı şoke olduğunu ifade etse de- çünkü Cenevre’de Umman arabuluculuğunda gerçekleşen görüşmeler yine Ummanlı yetkililerin açıklamalarına göre Tahran’ın nükleer konularda ciddi tavizler verdiği bir evreye gelmişti, bu yüzden de yeni geçici bir anlaşma ümidi belirmişti- aslında saldırının olması konuya aşina kimseyi şaşırtmadı. Zaten saldırının diplomasi masası canlıyken gerçekleşmesi, müzakerecilerin ortadan kaldırılması Haziran 2025’ten aşina olduğumuz bir taktik. Fakat daha önemlisi biliyoruz ki ABD, İran’ın teslimiyeti, rejimin teslimiyeti anlamına gelecek bir anlaşma peşindeydi. Mevzu nükleer program ile sınırlı değildi ve ABD, İran’ın zaten çok zarar görmüş ileride savunmasının bir daha toparlanmamasını teminat altına almak istiyordu. İran, ABD ile anlaşmak istese bile anlaşamama ihtimalinin büyük olduğunun dolayısıyla farkındaydı. Sürpriz olan, belki de saldırı değil, hatta saldırının rejim liderliğini hedef alması değil ama açıklanan amacı. İsrail ordusu (IDF), ilk saldırıyı gerçekleştirdiğinde kendi doktrinlerine uygun bir biçimde önleyici bir saldırı yaptığını duyurdu. ABD’nin çıkıp saldırının ortak bir operasyon olduğunu duyurmasından sonra ancak İran’a yönelik operasyonun niteliği değişti.

Trump, operasyonu açıklarken Bush yönetiminin kullandığı mantığı kullandı; yani hiçbir terörist/terör destekçisi aktörün/devletin nükleer silah elde edemeyeceğini savundu. Bu açıdan ABD’nin de bir tür önleyici savaş moduna kendisini aldığı söylenebilir. Ancak Trump yönetimi tıpkı Bush yönetimi gibi önleyici savaşın karşı tarafın kapasitesini elimine etmek gibi bir sınırlama ile kısıtlı kalmayıp, rejim değişimi çağrısı yaptı. Bu başlı başına ilginç bir tercih, Destansı Öfke Operasyonu (DÖO) operatif açıdan Trump yönetiminin ilan ettiği doktrinlere uygun ama operasyonun rejim değişimi amacı, NeoCon (Yeni Muhafazakâr) bir amaç olarak Trump'ın hâkim ideolojisinin (Öncelik Amerika’ya- America First) sınırlarına pek uyum sağlamıyor. Operasyonun uluslararası hukuk açısından meşruiyeti zaten tartışmalı ama ulusal hukuk açısından da -eğer başarısız olursa- Trump yönetiminin kafasını çok ağrıtacak bir süreç olacak. Müzakereler belli tavizler doğrultusunda -ki bunlar içinde İran’ın yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumu depolamamayı kabul etmesi de var- nükleer silah elde etmekten sınırlanmış bir İran’a ulaşma şansı verirken rejim değişiminin neden ABD çıkarı olduğunu Amerikan halkına anlatması gerekiyor Trump’ın. Eğer cevap sınırlı vuruş, ya da anlaşma ile know-how’ı /kritik bilgiyi yok etmek şeklinde olursa, rejim değişiminin gerçekten bu konuda bir kırılma yaratabileceğinden emin olabilir miyiz sorusu akabinde gelecek.........

© Yeni Birlik