Cebimdeki dijital pasaport
Önyargılarla gittiğim Çin’de ilk şaşkınlığı tarihi yapılardan önce telefonum yaşattı; ödeme, ulaşım ve iletişim birkaç uygulamada birleşirken dijital kolaylığın ne kadar kırılgan olabileceğini de gördüm.
Uzun zamandır içimde biriken, her yurt dışı seyahatinde biraz daha gün yüzüne çıkan o tanıdık hissi nihayet yazıya dökmenin vakti: İtiraf edelim, Çin konusunda hepimizi çok fena yanıltmışlar.
Yıllarca sinema perdesinde izlediğimiz o gri, distopik, kasvetli sokaklar; televizyon haberlerinde sadece çevre kirliliği veya fabrikalarda robot gibi çalışan insanlarla anılan o uzak ülke...
Doğup büyüdüğümüz bu topraklarda hangimizin zihninde Çin denince benzer, hatta biraz da ürkütücü şablonlar belirmedi ki?
Ben de bir gazeteci olarak, mesleğin getirdiği o kuşkucu reflekslere rağmen, ayaklarım bu topraklara basana kadar cebimde kocaman bir ön yargı paketiyle geziyormuşum.
Ancak Pekin’de, Hangzhou’da ya da Şanghay’da geçirdiğim her gün, kafamdaki o hayali duvarların birer birer yıkılışını izledim. Biz dünyayı Batı’nın sunduğu o daracık pencereden, onların filtrelerinden izlemeye öyle alışmışız ki, burnumuzun ucundaki devasa bir gerçeği kaçırmışız.
Karşımda bulduğum Çin; cüzdan taşımayı unutturan, her şeyin saniyeler içinde dijital olarak döndüğü, bilimkurgu filmlerini kıskandıran bir teknoloji cennetiydi.
En çok da gecenin bir yarısı, dünyanın en kalabalık metropollerinden birinde tek başıma yürürken hissettiğim o mutlak güvenlik duygusu sarstı beni. Hani o televizyonlarda izlediğimiz “tehlikeli ve tekinsiz” imaj nerede diye sormadan edemedim kendime.
Mutfak meselesine ise hiç girmek istemezdim ama o popüler kültürün diline doladığı “böcek yiyen insanlar” klişesi koskoca bir haksızlıkmış.
Çin mutfağı, bizim damak tadımıza o kadar yakın hamur işleri, erişteler ve Uygur lezzetleri barındırıyor ki, kendinizi bir anda İpek Yolu'nun o kadim ortak hafızasında buluyorsunuz. Ama beyaz peynir ve zeytine hasret günlerimin de altını çizmeliyim.
İnsanlarının o çekingen ama inanılmaz derecede yardımsever, misafirperver yapısı da cabası.
Sözün özü, her ülkenin eleştirilecek politikaları, zorlukları veya tezatları vardır; Çin'in de var. Ancak bir gazeteci olarak gördüğüm en net gerçek şu: Biz bu ülkeyi kendi gözlerimizle değil, başkalarının bize diktiği elbiselerle tanımışız. Artık o elbiseyi yırtıp atmanın, dünyayı manipüle edilmiş korkularla değil, çıplak gözle ve hakkını vererek görmenin zamanı geldi de geçiyor bile.
- Cebimdeki dijital pasaport
Bu çıplak gözle bakışın ilk ve en somut karşılığı, cebimdeki telefon oldu. Çünkü Çin’de gündelik hayatın kapısını açan iki anahtar var: Alipay ve WeChat.
Geçmişte bu uygulamalara Türk kredi........
