menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Klavye başındaki hürriyetimiz ne kadar bizim?

11 0
10.04.2026

Elimizde telefon, karşımızda bitmek bilmeyen bir akış zinciri mevcut. Kendimizi en hür hissettiğimiz anlar, aslında bir algoritmanın bizi istediği yöne sürüklediği anlar olabiliyor. Peki, biz gerçekten hür müyüz, yoksa bize sunulan seçeneklerin içinde birer figüran mıyız?

Önce şu hürriyet meselesine bir netlik kazandıralım, ama öyle kitabi tanımlarla değil, hayatın içinden. Hürriyet dediğimiz şey, yalnızca "özgürlük" değildir. Hakikî hürriyet; insanın ne kendi nefsinin hırslarına, ne de başkasının tahakkümüne esir olmamasıdır. Yani ne başkasına basamak olacaksın, ne de başkasını kendine basamak yapacaksın. Sadece Allah’ a kul olup, O’nun çizdiği adalet dairesinde kimseye eyvallah etmeden yaşayabilmektir.

Gel gör ki, bugün camia olarak da şahsî hayatlarımızda da bu dengenin neresindeyiz? Sosyal medyada bir tweet atarken, bir video kurgularken ya da içtimaî bir meselede duruş sergilerken; gerçekten hürriyet-i şer’iyeyi mi esas alıyoruz, yoksa "mahalle baskısı" mı bizi yönlendiriyor? Bakıyorsunuz, en hür olması gereken kalemler bile bazen popülist rüzgârlara kapılıp gidebiliyor. Oysa Üstad Bediüzzaman'ın bize öğrettiği içtimaî ders, tam tersini söylüyor: “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam."

Şu an yaşadığımız en büyük sıkıntı, hürriyeti bir siyasî söylem zannetmek. Hayır, hürriyet önce zihinde başlar. Bir editör olarak kurgu masasına oturduğumda ya da bir makale üzerine düşündüğümde şunu görüyorum: Eğer dijital dünyanın o gürültülü dili bizim kendi öz dilimizi bastırıyorsa, biz o meşhur........

© Yeni Asya