Nur Talebelerinin gündeminde demokrasi de var…

Anayasamıza göre kurulmuş her siyasî yapının, demokratik idarenin başına veya iktidara gelmeye yönelik olduğu, yazılı bir hakikat olduğu hâlde; müstebitlerin mevcut partiler üzerinden milleti soktuğu labirentleri fark edenler, bu münâfık arenayı terk ediyorlar.

Demokrasi düşüncesinin Kur’ân ve Sünnet ile irtibatını Risale-i Nur’dan okuyanlar, Bediüzzaman’ın programına aldığı demokrasi/meşrutiyet biçiminin Asr-ı Saadet’e ve Hulefa-yı Raşidîn’e ait olduğunu bilirler. Temelini kadere ve kaderin bir parçası olan cüz-ü ihtiyarîye dayandıran bu düşüncenin Risale-i Nurlar’daki alâkalarını okuduklarında, Nur Talebelerinin demokrasi meselesindeki ısrarlarının sebebini anlıyorlar. Demokrasinin/meşrutiyetin Hulefa-yı Raşidîn veya İslâm tarihindeki izdüşümleri üzerinde durmayacağız. Avrupa’nın da tazyikiyle Osmanlı’da çeşitli şekillerde hayata yansıyan hürriyet/meşrutiyet hareketlerinin mahiyetlerini, Bediüzzaman’ın, Eski Said Dönemi’nde kaleme aldığı Divan-ı Harb-i Örfî, Münazarat, Hutbe-i Şamiye ve Sünûhat gibi eserlerinden çıkarabiliyoruz.

Hürriyetin sosyal hayatımıza adaletle hükmetmesi suretinde de tarif edebileceğimiz demokrasilerde seçimler, vekiller ve meclisler kadar; muhalefetin ve partilerin esas parçalar olduğunu biliyoruz. Milletlerin birlikteliklerini doğru demokrasiler için önemli şart kabul eden Bediüzzaman, değil yalnızca partileri, milletin bütün zerrelerini bu ulvî hedefe teşvik ederken; partilerin birbirlerini tahrip eden........

© Yeni Asya