Gurbetteki anneler, medreseler ve minnacık çocuklara dair...

“Gurbetçi” kelimesinin manasını biliyorsunuz. Gruba doğru gittiklerinden mi, sıladan koptuklarından mı, garipleştiklerinden mi demişler “gurbetçi,” bilemiyorum. Önce delikanlı babalar ve onları, askerliklerini henüz yapmış gençler takip ettiler. Gurbete gidip altı ay veya bir yıl sonra döneceklerdi… Rize’den, Trabzon’dan, Malatya’dan ve Sivas’tan İstanbul’a gider gibi zannettiler… Türkiye’miz 12 Eylül fırtınasına yakalanınca da; anneleri çocuklarıyla birlikte gurbete taşıdılar…

Bahsedeceğimiz annelerin ekseriyeti, ihtilâl sonrasındaki annelerin torunları sayılırlar… Sekiz-dokuz yaşlarındaki çocuklarına, gurbetteki camilerde, medreselerde nefes aldırmış, daracık mekânlarda koşuşturmuşken; yavrucaklarının daha iyi ve Müslüman kimlikli yetişmeleri için günlerce, evlerinden uzakça medreselere gönderen anneler… Onlardan ayrıldıklarında gözyaşlarını yumurcaklarından kaçıranlar yalnızca anneler değil. Babaların da anneler gibi ağladıklarına şahit oluyorsunuz, gurbette…

Gurbetin sılaya benzemediğini, terbiyedeki en küçük ihmalin neye malolduğunu büyümüş çocuklarda gördüklerinden, hasret sızısını içlerine gömerek yavrularını; hakikaten şefkatli ve müdebbir terbiyecilere emanet ediyorlar. Ülfetin kucağından alınmış bu çocukların, akranları ortamındaki hafıza ve zihnî gelişmelerini iyi takip eden annelerin gayretlerine, 2026 kışında bir kez daha şahit olduk. Günlerce evlerinden uzakta ve........

© Yeni Asya