Kötüyle kötülükte yarışılmaz ki!

Peygamber nasihatlerine muhatap olup, mu’cizeler görüp inanmayanlar var olduğu gibi, küçük bir kıvılcımla gönülleri Rablerine yönelenler, ağır imtihanlara muhatap olduğu halde hak ve hakikatten ayrılmayanlar, şeytana uymayan, nefsine kapılmayanlar da hep var olagelmiştir. 

Hak ile batıl birbirinden apaçık ayrıldığı halde aradaki nefis faktörü, akıl ve kalbi etkisiz hale getirebilmektedir. Burada iyi beslenmiş bir nefis faktörü dikkat çekmektedir. ‘İnsan yediğidir’ esası gereği, manevî olarak da insanın dinlediği, gördüğü, okuduğu her şey iç dünyada bir şeyleri harekete geçirir. Yani arzu ve hevesleri dizginlenmemiş bir ene haliyle zayıf bırakılmış, beslenmemiş akıl ve kalbe karşı etkili bir pozisyonda olacaktır. İnsan hangi yönünü beslediyse onun etkisinde kalır. İnsanın yediği, içtiği, gördüğü, işittiği, okuduğu, hayal ettiği her şey bir şekilde olumlu veya olumsuz hayatta bir karşılık bulur. Ama insan bu neticeden sorumludur. Çünkü tercihleri cüz’î iradesiyle gerçekleşir.

Kabul edelim ki hayatta, iyi de var kötü de. Hatta her iyi hep iyi değil, her kötü de hep kötü değildir. İnsan fiillerine göre değerlendirilir. Bir kötü fiili görülünce o kişiye kötü etiketi, bir iyilik yaptı diye de iyilik etiketi yapıştırılmaz. ‘Bir insanın iyilikleri fenalıklarına, kemiyeten veya keyfiyeten galip geliyorsa, o insan iyidir’ kuralı geçerlidir. Tabiî iyi, kötünün iyi olması arzu eder, bunun için adımlar atar, dua eder. Kötü, daha kötü olunca iyi üzülür. İyi, daha iyi olunca hayat daha da güzelleşir. Bunun için de iyilere daha çok iş düşer.

Kötünün yaşadığı yerlerde günlük konuşmalar, espriler küfürlüdür, kabadır. Onun için iyi ile kötü çoğu kez aynı yerde........

© Yeni Asya