Hoş bir sadâ bırakarak gitmek

İnsanın içinde doğup büyüdüğü aile ve sosyal çevresi imtihanında belirleyici bir faktör. Bediüzzaman’ın, “Zaman cemaat zamanıdır” sözü belki de bunu kastediyor. Bu çağda ehl-i imanın da ehl-i dalaletin de imtihanı tek başına değil. Şahs-ı manevîler çarpışıyor.

Böyle bir helâketler çağında hayra, hasenata, iyiliğe davet eden bir topluluğun içinde olmak büyük bir nimet. Asr Suresi 3. ayette geçen, “iman edip salih amel işleyen ve birbirlerine doğruyu, adaleti, Allah’ın emirlerini (hakkı) ve sabrı öğütleyen/tavsiye eden topluluk” ifadesi, insan hayatının şekillendiği aile ve sosyal çevreye dikkatleri çekmektedir.

Bediüzzaman’ın kâinata değişmem dediği Zübeyir Gündüzalp, insan ilişkilerinde şöyle bir bakış açısını salık verir; “A benim güzel dostum! Çok kere olduğu gibi bugün yine çok tenkitler ettin. Kusurlar, hatalar saydın. Acaba gıyabında tenkitler yaptığın, gıybetini ettiğin Allah’ın kullarının o yaşa kadar olan iyiliklerinden, hayra hizmetlerinden, güzel huylarından, zararsız hallerinden ne kadarını yâd ettin, kaç tanesini saydın? Münekkit ve kusur sayıcılardan olma. Korkarım ki, zulümkâr olursun. Çok tenkitçilerin, gıybetçilerin, herkesin kusurlu işlerini sayanların meclislerine yanaşma. Bu kötü ahlâk sana da bulaşır. Hem çabuk bulaşır.” der.

Anlaşılıyor ki, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsanda pozitif bakış arttıkça negatif bakış azalır. Bunun tersi de mümkündür. Olumlu insan negatifliği de insafla gidermeye çalışır. Yani Kâbe hürmetindeki İslâmiyet gibi güzellikler, önemsiz çakıl........

© Yeni Asya