menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İman ve namaz ilişkisi

11 0
21.05.2026

Sonra da, Allah’ın emir ve yasaklarının toplamı olan ibadetle karşılık vermektir. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikate binaen “Kâinatta en yüksek hakikat imandır ve imandan sonra namazdır.” beyan etmektedir.

İman, insanın cüz’î iradesini sarfından sonra, Allah’ın o kulun kalbine aşıladığı bir nurdur ve ebedî saadetten bir parıltıdır ki, vicdanın iç yüzünü aydınlatır. İman denilen hakikatin vicdanda yer etmesi için şart olan şey, insanın iman ve hidayet tarafına müşteri olmasıdır. İnsanın kendisi istemedikten sonra, Allah kulunu iman ve hidayete erdirmez. Bundan dolayı, “Kaderimde iman etmek yokmuş ben ne yapayım?” diyerek kimse suçunu kadere atamaz.

İnsan istemedikten sonra, bir başkasının onun imana gelmesi için çok ısrar etmesi de bir fayda vermez. Peygamberler dahi kimseye hidayet veremezler. Hidayeti yaratan ve insan kalbine yerleştiren sadece Allah’tır. Peygamber Efendimiz (asm), amcası ve Hz. Ali’nin (ra) babası olan Ebu Talib’in imana gelmesini çok arzu ediyordu. Ancak, Cenab-ı Hakk Kasas Suresi 56. Ayetiyle onu şöyle ikaz etti: “Sen sevdiğin kimseyi hidayete erdiremezsin. Allah dilediğine hidayet verir. O, kimin hidayete geleceğini bilir.” buyurdu.

Bahsi geçen hakikate binaen, insan kendine düşen tebliğ vazifesini hakkını vererek yapmalı fakat neticeyi Allah’a bırakmalıdır. Zaten, peygamberler bile yalnız tebliğ etmekle vazifelidirler. Madem öyledir, insan vazifesini yapmalı ve Allah’ın vazifesine karışmamalıdır.

Allah’a karşı sorumlu olduğumuz ibadetlerin başında geleni ve bütün ibadetlerin özeti olanı şüphesiz beş vakit namazdır. Namaz, Allah ile kul arasında en yüksek bir nispet ve nurlu bir irtibat bağıdır. Namaz, aynı zamanda huzur kaynağıdır ve zikir menbaıdır.........

© Yeni Asya