Sustu harmanlar, konuşuyor hatıralar
Köyün hanımları akşama doğru çeşme başında toplanır, geniş bir taşın üzerinde ikindi namazını kılar, ardından günün yorgunluğunu serin çeşme suyunun ve tatlı sohbetlerin gölgesinde üzerlerinden atarlardı. Çeşmenin etrafını saran yemyeşil çayırlar, mis gibi kokusuyla gönüllere ferahlık verir, âdeta yaralara merhem olurdu.
Köyün çevresindeki harmanlar ise yazın en canlı mekânlarıydı. Gündüz sıcağında tarlalardan biçilen buğday demetleri harmana taşınır, geceleri ise sabaha kadar dövenler çalışırdı. Buğday sapı iyice saman hâline geldikten sonra, ikindi vakitlerinde esen rüzgâr beklenir; sap, saman ve buğday birbirinden ayrılıncaya kadar savurma işi devam ederdi.
Harmanlar yalnızca ürün elde edilen yerler değildi. Aynı zamanda köylülerin buluştuğu, sohbet ettiği, dertlerini paylaştığı, meselelerini çözdüğü birer mektepti.
Elde edilen buğday, arpa ve mercimeğin bir kısmı gelecek yılın tohumu olarak ayrılır, bir kısmı aileyi bir yıl idare edecek zahire yapılır, artanı ise satılırdı. Bu kazançla evin giyim kuşamı alınır, bir miktarı da kara günler için saklanırdı. İhtiyaç sahiplerine ise karşılıksız, yani karz-ı hasen olarak borç verilirdi. Bazen bir yıl, bazen daha fazla zaman geçse bile, borçlu darlık içindeyse alacaklı onu sıkıştırmazdı. Yardımlaşma ve dayanışma, hiçbir maddî menfaat beklenmeden yapılırdı.
Harman mevsimi sonunda, imkânı olan aileler Allah’a şükür niyetiyle, kaza ve belaların def’i için mevlid okuturlardı. Mevlidler yaz akşamlarının serinliğinde, birbirine bitişik evlerin damlarında yapılırdı. Etli pilav ikram edilir, en çok da........
