Mi’rac-ı Nebevînin gölgesinde seyr ü sülûk |
Ey müstemi! Şu acib kâinat-ı azîme, bir insanın cüz’î mahiyetinden halk olunmasını istib’âd etme! Bir nevi âlem gibi olan muazzam çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halk eden Kadîr-i Zülcelâl, şu kâinatı nur-u Muhammedîden (Aleyhissalâtü Vesselâm) nasıl halk etmesin veya edemesin? İşte şecere-i kâinat, Şecere-i Tuba gibi, gövdesi ve kökü yukarıda, dalları aşağıda olduğu için aşağıdaki meyve makamından, tâ çekirdek-i aslî makamına kadar, nuranî bir hayt-ı münasebet var. İşte Mi’rac, o hayt-ı münasebetin gılafı ve suretidir ki, Zat-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, o yolu açmış, velâyetiyle gitmiş, risaletiyle dönmüş ve kapıyı da açık bırakmış. Arkasındaki evliya-i ümmeti, ruh ve kalp ile o cadde-i........