Hasenat ve seyyiat dengesi
İnsanlar çoğu zaman başkalarını kendi şahsî terazileriyle tartma eğilimi gösterirler; ancak asıl olan ilâhî terazi ile bakabilmektir. Hangi tartının insanı mesuliyetten kurtaracağı ve hangisini kullanmakla yükümlü olunduğu meselesi, İslâm ahlâkının temel taşlarından birini oluşturur.
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Münâzarât adlı eserinde yer alan; “Yâ eyyühe’n-nâzır! Hasenâtı seyyiâtına, sevâbı hatâsına tereccüh edenler, mağfiret ve affa müstehaktırlar” ifadesi, bu konuda bizlere mühim bir ufuk açar. Bu cümle; iyilikleri kötülüklerinden, sevabı hatalarından üstün gelenlerin bağışlanmaya ve affa lâyık olduğunu vurgular.
Bu yaklaşım, insanların değerlendirilmesinde adalet ve merhamet dengesini merkeze alır. Bir insanın karakterini ve akıbetini belirleyen temel unsur “mutlak kusursuzluk” değil, “iyiliklerin terazideki ağırlığı” olarak görülür. İnsan fıtratı gereği kusursuz değildir; her bireyin iyilikleri ve........
