Siyasetin aynasındaki “ters vuruşlar” - 1
Uluslararası ilişkilerde ve iç politikada şahit olduğumuz sert polemikler, ilk bakışta tarafların birbirini bütünüyle tasfiye etme gayreti gibi algılanabilir.
Güç ilişkilerinin tabiatı gereği, uygulanan yoğun baskı ve sert reaksiyonlar hedefteki aktörü durdurmaktan ziyade, çoğunlukla onun hareket alanını genişleten bir dinamizme dönüşür. Siyaset biliminde “ters vuruş” ya da “bumerang etkisi” olarak tarif edilen bu olgu, bir aktörün hasmını hedef alırken aslında onun kendi iç kamuoyundaki meşruiyet zeminini nasıl tahkim ettiğini açıkça ortaya koyar.
Bu mekanizmanın işleyişini kavramak; liderlerin fıtraten gücü nasıl koruduğunu, kurumların içini nasıl dönüştürdüğünü ve görünürdeki ideolojik karşıtlıkların arka planında nasıl bir çıkar ilişkisini barındırdığını anlamayı gerektirir.
Tarih, dışarıdan gelen sert müdahalelerin bir toplumu içeride nasıl kenetlediğinin sayısız misaliyle doludur. 2017 senesinde patlak veren ve ilerleyen aylarda Almanya’nın kendi federal seçim kampanyasına da sirayet eden kriz, bu durumun en müşahhas örneklerinden biriydi. Dönemin Almanya Başbakanı Angela Merkel’e ve Alman hükümetine yöneltilen Erdoğan’ın “Nazi Almanya uygulaması…” gibi sert ithamlar ile Almanya’daki seçmenlere yapılan doğrudan oy vermeme çağrıları, zahiren Merkel yönetimini zora sokmayı ve yıpratmayı hedefliyordu.
Ne var ki kitle psikolojisinin tabiî kanunları çok farklı işledi. Dışarıdan gelen bu yüksek perdeden baskı, Alman kamuoyunda köklü bir “dış müdahaleye karşı ortak duruş” refleksini harekete geçirdi. Kararsız kitleler, hükümete yönelik iç hoşnutsuzluklarını bir kenara bırakıp devletin itibarını ve istikrarını koruma saikiyle mevcut lidere yöneldi.
İşin daha derin ve yapısal boyutu ise partilerin ve ideolojilerin iç........
