Yaratılışta asıl gaye şer değil, hayırdır - 3

“Evet, bu dar dünya, beşerin cevherinde mündemic [yerleştirilmiş] olan istidâdât-ı gayr-ı mahdûde [sonsuz istidatlar] ve ebed için mahlûk [yaratılmış] olan müyulât [meyiller] ve arzularının sünbüllenmesine müsait değildir.” (Muhakemat, s. 51.)

İnsanın cevherinin büyüklüğü, mahiyetinin yüksekliği, ulviliği, intizamının önemi yanında cinayetinin büyüklüğü de vardır. İnsanın ebede namzet olduğu için büyüktür. İhmal edilemez, mutlak yokluğa mahkum olup, kaçamaz, neticede ya Cennete ya da Cehenneme girecektir.

“İslâm’ın ve Asya’nın istikbali, uzaktan gayet parlak görünüyor.”….

Çünkü; İslâmiyet ve Asya’nın tarihi insanlığa hükmedip galip gelmiştir. Buna karşı koyamayacağını gösteren beş kuvvet var.

Birisi: Bilgi ve medeniyet ile techiz edilmiş olan İslâmiyet’in hakikî kuvveti.

İkincisi: Her işin özünde; iyi, mükemmel bir başlangıcın olmasıdır. Zaman, zemin, şartlar, tecrübe ve ihtiyaçlar Müslümanları doğruyu, güzeli ve bu mükemmelliği bulmaya zorlamıştır.

Üçüncüsü: Asya’yı sefalette, başka yerleri refahta göstermek Batı dünyasının “Müslümanlar üzerindeki bir aldatmacasıdır. Bu menfî düşünce ve gizi kinin yıkılması Müslümanlarda, bir silkinme, uyanma, gıpta ve rekabet ortaya........

© Yeni Asya