Kelime mezarlığı -3
Dil deyince tabiatın dili (kuşların şakıması, rüzgârların hışırtısı…) anlaşılabileceği gibi, beden dili ve işaret dili de anlaşılabilir. Fakat lisan deyince mutlaka harflerden, hecelerden, kelimelerden mürekkep cümlelerin meydana getirdiği sistem anlaşılır ki bu, sadece insana mahsustur.
Lisanımıza resmî müdahaleler -uydurmacılık- bir zamanlar o raddeye gelmişti ki, aklına esen kuluçka makinesi gibi öz Türkçe(!) tilkcikler yumurtluyordu. Âdeta yazılamayan, konuşulamayan sun’î bir dil ortaya çıkmıştı.
Ulus gazetesi başyazarı Yunus Nadi anlatır... Yarı resmi el-Ahram gibi diyeceğim ama Ulus, tam resmî bir gazetedir. Tek farkı, kanunların yürürlüğe girmesi için bu gazetede neşredilmesi şartının olmamasıdır; o kadar. Sahibinin sesidir yâni.
Uydurukça tilcikler o kadar fazladır ki, başyazar bile gazeteye başmakale yazamaz durumdadır. Normal Türkçeyle yazsa Mustafa Kemal’e hesabını nasıl verecek? Gazi, emir buyurmuştur:
“Öz Türkçeyle yazılacak.”
Y. Nadi bulduğu çareyi anlatır… Evvelâ makalesini normal Türkçeyle yazıyor, sonra TDK’nin sözlüğüne bakarak yazısını bu Öz Türkçe(!) sözcüklerle değiştirip gazeteye öyle veriyor. Tabii okumak isteyenler de TDK sözlüğünü açıp yabancı bir dilden çeviri yapar gibi makale tercüme etmek zorunda kalıyorlar.
Gazi’nin, İsveç Kralını karşılarken yaptığı konuşmasından bir parça:
“Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu.”(03/10/1934)
Başyazar dahi yazı yazamaz duruma gelince “Çıkmaza girdik!” diyen Gazi, bir U dönüşüyle (Güneş Dil Teorisi) uydurukçadan çark etmiştir: Bu teoriye göre........
